Gerçekçiliğin Kuralları
Her bireye doğuşundan itibaren gerek ailesi, gerekse yakın çevresi tarafından
verilen "gerçekler" vardır. Gerçekler daima tek olmasına rağmen, ne yazık
ki, her kültürün, her çevrenin "gerçekleri" daima aynı tutarlıkta
olmamaktadır. İnsan, daima kendine yakın olan ailesinin veya çevresinin verdiği
"gerçekleri" tek yalın gerçek olarak kabullenmeye meyillidir. Oysa, asıl
veya profesyonel gerçekçilik, sadece ailenin, yakın dostların veya çevresinin
verdiği "gerçeklere" saplanıp kalmaz.
Gerçekçilikte samimi veya hassas olan bireyler, başlangıçta kendilerindeki
gerçeklerle uyuşmaz gibi görünse de, başkalarının "gerçekleri" ile
kendilerindeki gerçekleri karşılaştırmak isteyeceklerdir. İşte bu yazıdaki
"Gerçekçiliğin Kuralları", kuyumcuların altını mihenk taşına tutup
ölçtükleri gibi, bireyin sahip olduğu "gerçeklerinin" ne durumda veya kaç
ayar olduğunu ölçmeye yarayacaktır.
Düşündüğümüz, inandığımız ya da uyguladığımız durumdan farklı bir
olguyla karşılaştığımızda, ya kabul etmek ya da reddetmek gibi bir seçenekle
karşı karşıya kalırız. Bu durumda iyi bir karar verebilmek için tabii ki gerçekçi
olmak isteriz. Gerçekçi olmanın ise kendine özgü kuralları vardır. Bunlar dokuz
tanedir.
- Samimiyet, İçtenlilik, veya Hassaslık.
- Muhakeme etmek.
- Tarafsızlık.
- Araştırıcı bir ruha sahip olmak.
- Alçak gönüllü olmak.
- Çıkarcılıktan uzak olmak.
- Insan korkusu ya da çevre baskısından etkilenmemek.
- Düşünce özgürlüğüne sahip olmak.
- Yapıcı eleştirilere açık olmak.
Şimdi isterseniz bunları biraz açalım.
1) Samimiyet, İçtenlilik, veya Hassaslık
Birey önce kendine şu soruyu sormalı: "Ben gerçekçilikte samimi miyim?
Samimiyetimde dürüstmüyüm? Yoksa yüzeysel miyim? Gerçeği, samimiyet, dürüstlük
ve ciddiyetle arzuluyor muyum? Yoksa bana "gerçek" diye verilen şeyi veya
şeyleri, yüzeysellik ve samimiyetsizlikle hemen kabul etmiş miyim?" Tıpkı
Pilatus gibi: "Gerçek nedir?" diye sordu ve araştırma yapmadan yüzeysel
kaldı. (Bkz.Yuhanna 18:38). Samimiyeti tümüyle yok eden bir unsur da
ikiyüzlülüktür. Şahsa riayet etmek, güçlü ve ünlünün yanında olmak, adamına
göre muamele etmek, "kaz gelen yerden tavuk esirgenmez" kavramı hep aynı
bozuklukları yapar.
2) Muhakeme Etmek
Dürüst bir yargıç tek tarafı dinleyerek karar vermez. Davacıyı ve davalıyı her
iki tarafı da dinler. Onları yüzleştirerek kanıtlar arar. Sonra kararını verir. Biz
de eğer gerçekçi olmak istersek, bize sunulan "gerçeklerin" kanıtlarını
araştırmalı, bunları samimiyet ve dürüstlükle muhakeme etmeli, ve buna göre
kararımızı vermeliyiz. Körü körüne değil!
3) Tarafsızlık
Samimi ve dürüst bir ruhla gerçeği muhakeme eden birey, bunu mutlaka
tarafsızlıkla yapmağa özen göstermelidir. Önceden zaten o konuda taraf tutmuş ya da
taraf tutmaya meyilli biri, a) Önce samimi değildir. b) Dürüst değildir. c) Doğru
biçimde muhakeme edemez. d) Ortaya çıkan kanıtları göremez, ya da görmemeye
çalışır. Taraflılık bireyi baskı altında tutar.
4) Araştırıcı Bir Ruha Sahip Olmak
Birey, "Bana verilen şey acaba ne denli gerçektir?" diye araştırıcı bir
ruha sahip olmalıdır. Özellikle "kutsal" sayılan şeylerin sorgulanmasından
korkuluyorsa, bu korkunun baskısı altında birey, ne araştırıcı ne de gerçekçi
olabilir. Birey araştırıcılıkta ne denli derine inebilmişse, gerçekleri o denli
güçlü durumda olur. Doğasında yüzeysel olup -idefiks- sabit fikirli,
araştırmacılıktan uzak olan kişilerin gerçekleri ve gerçekçilikleri tehlikeye
düşer.
Böyle kişiler, kendi "gerçeklerini" körü körüne savunurlar. Kabul
ettikleri şeylerin belki de "gerçek dışı" olabileceğini hiç bir surette
hesaba almamışlardır. Böyle bireylerin "gerçekleri" hiç bir zaman sağlam
temellere oturtulmamıştır. Bu yüzden de böylesi bireyler, kendilerinde olan
"gerçekler" için bir tartışmaya, bir diyaloga, bir yüzleşmeye girmeye asla
taraftar olamazlar.
Böylesi bireyler, inandıkları şeylerin bir diyalog, tartışma, ya da yüzleşmede
"gerçek dışı" çıkacağı korkusu içindedirler. Böylelerin gergin,
sinirli veya kızgın olmalarının, ya da tartışmaya açık olmamalarının bir nedeni
de budur. Samimiyet, dürüstlük, tarafsızlık, muhakeme edici ve araştırıcı bir
ruhla gerçekleri kabul edenlerin durumu daima zaferle sonuçlanır. Böylelerin
"gerçekleri" daima sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.
5) Alçak Gönüllü Olmak
Gerçekleri araştıran kişiler alçak gönüllü olmalıdırlar. Gurur insanın
gözlerini kör eder, kalbini de katılaştırır. "Gerçek" olarak kabul
ettikleri şeylerin "gerçek dışı" çıkmasının yanılgısına asla
tahammülleri yoktur. Gurur, ortaya çıkan yanılgıları asla kabul edemez. Gurur,
"inandığım ve uyguladığım şey mutlaka gerçektir ve gerçek kalmalıdır"
İNADINI verir. Gurur, bireyi araştırıcılıktan, samimiyetten, tarafsızlıktan,
dürüstlükten...uzaklaştırır. İnandığı şey yanılgılı çıkarsa, gurur bireyi
kızdırır, küplere bindirir, kaba güce iter. Bu durumda gerçeğe asla ulaşılamaz.
Kaba güçle inandırılan "gerçekler", daima yıkılmaya mahkümdür.
Oysa alçak gönüllü kişiler, inandıkları şeyler eğer "gerçek
dışı" çıkarsa, kızacakları yerde, nezaket, uygarlık, ve efendilikle
susmasını bilirler; üstelik yanılgılarını memnuniyetle kabul etmekle beraber,
yanılgılarını ortaya çıkaran kişilere teşekkür bile ederler. Bu yüzden Hz.
İsa'nın İncil'deki şu sözleri ne kadar anlamlıdır:
"Göğün ve yerin Rab'bi, sana şükrederim ki, Sen bu şeyleri hikmetlilerden ve
akıllılardan (yani, gururlulardan) gizledin ve onları küçük çocuklara (yani, alçak
gönüllülere) açtın." (Mat. 11:25).
6) Çıkarcılıktan Uzak Olmak
Çıkarcılık veya menfaat sevgisi yine insanın gözlerini kör edebilir. Birey, saf,
duru, yalın gerçekleri kavradığı halde, çıkar veya menfaatlerini yitirmemek
korkusuyla gerçekleri göz ardı edebilir. "Ben şimdi şu gerçeği
kabullenirsem,... falanca menfaatlerimi yitirebilirim..." diyebilir. Gerçekler, tüm
çıkarlardan üstün tutulmadıkça, birey buna asla ulaşamayacaktır.
7) İnsan Korkusu Veya Çevre Baskısından Uzak Olmak
Gerçekçi olmak isteyen kişiler, ne olayların ne de ünvanların etkisi altında
kalmazlar. Gerçekçi olmak isteyen bireyler, bunu engellemeye kalkışan insanların veya
çevrenin baskısıyla engellenemez. "Ben şimdi şu gerçekleri kabul edersem bana
ne diyecekler...bana nasıl davranacaklar..." gibi korkular, bireyi gerçeği
benimsemekten engelleyebilir. Yine bu konuda hikmetli Hz. Süleyman, Kutsal Kitap'ta
şöyle der: "İnsan korkusu tuzak kurar, fakat Rab'be güvenen emniyette olur."
Sül. Meselleri 29:25) Birey, gerçekleri insan korkusundan ve çevre baskısından
üstün tutmadıkça buna erişemez. Dünyada var olan "Güçlü kimse, haklı olan
odur" kavramından uzaklaşılmadıkça da, gerçeklere asla ulaşılamaz.
8) Düşünce Özgürlüğü
Gerçekçi olmak isteyenler, düşünce özgürlüğüne önem verirler. Çünkü bir
düşüncenin diğer düşünceden daha farklı, daha üstün ve daha yararlı
olabileceğini bilirler. Kendi düşüncelerinde eksik kalmış, derine inilmemiş, ya da
yanlış değerlendirilmiş bir yer varsa, bunun ortaya çıkmasını memnuniyetle kabul
etmek isterler.
Karşı tarafın düşüncelerini dinlememek ya da onlara yer vermemek gerçekçilik
değildir. Başka bir düşüncenin, bireyin kendinde olan ve "gerçek"
sandığı şeyleri, gerçek dışı çıkaracağı korkusudur ki, bir başkasının
düşüncesini açıklamayı ya kısıtlar, ya da tamamen engeller.Yıkılamayan, sağlam,
iyice muhakeme edilmiş, dürüst, mantık kurallarına uygun ve kanıtlarla donatılarak
düşünülmüş ve buna göre karar verilerek "gerçeği" bulan bireyler;
karşılarına çıkacak hiç bir düşünce veya iddia şeklinden korkmazlar ve
yılmazlar. Çünkü verebilecekleri haklı, güçlü, mantıklı, dürüst kanıtları
vardır. Yine İncil bu konuda şunları der:
"Düşünceleri ve Tanrı bilgisine karşı kalkışan her yüksek şeyi
yıkıyoruz ve her düşünceyi Mesih itaatine esir ediyoruz." ( 2 Kor. 10:5).
9) Yapıcı Eleştirilere Açık Olmak
Bazıları eleştirilmekten hiç hoşlanmazlar. Karar verdikleri veya kabul ettikleri
"gerçekler" ne ise odur. Bunun dışına asla çıkılamaz, eleştirisi
yapılamaz, sorgulanamaz. Tartışma söz konusu değildir. Oysa gerçekçi kişiler,
kendilerindeki "gerçekleri" her türlü eleştirilere ve sorgulamalara açık
tutarlar. Hatta kabul ettikleri gerçekleri "eleştirenler" ararlar.
Çünkü iyi bilirler ki, yapıcı her eleştiri, daha iyiye, daha doğruya, daha
güzele, daha mükemmele doğru yol açacaktır. Eğer bireydeki "gerçekler"
her tür eleştiriye, sorgulamaya dayanabiliyorsa, bunlar, yıkılmayan, mahküm
edilmeyen, sağlam ve güçlü GERÇEKLER demektir. Değerli dostum, umarım yukarıdaki
"gerçekçiliğin kuralları" ile ilgili verdiğim dokuz noktada
hemfikiriz.Kuyumcular kendilerine "altın" olarak verilen şeyleri "mihenk
taşı"na tutarlar. Sen de sana verilmiş veya verilecek olan
"gerçekleri", gerçekçiliğin "mihenk taşı" olan yukarıdaki
"Gerçekçiliğin Kuralları" ile denetleyebilecek misin? Yoksa, mihenk taşına
tutulmamış veya devletin onay damgası olmayan, yaldızı veya bakırı altın olarak,
sekiz ayarı da yirmi dört ayar has altın olarak sunan sahteciler gibi,
"gerçekler"de, aldatılmak istermisin?
"Aklın yolu birdir" diyen atasözüne göre, biliriz ki, gerçek tektir. Tek
olan gerçek ise "Gerçekçiliğin Kuralları"na uyarak ve gerçeğe yürekten
sevgi beslenerek bulunur. Hatırla ki, İncil'de, gerçeği sevmeyenlere, yalana
inanmaları için yalan cezası gönderilmektedir. "Çünkü onlar, kendilerinin
kurtulmaları için GERÇEK SEVGİSİNİ kabul etmediler. Bu yüzden yalana iman etmeleri
için Tanrı onlara yanıltıcı bir ruh gönderiyor." (Bkz. 2 Sel. 2:10-11).
Lütfen, aklındaki, fikrindeki, kalbindeki, vicdanındaki ya da
programındaki..."senin gerçeklerine" ters düşen bir ikilemle
karşılaştığında; "yalana" inandırılmak üzere sana "yalan
cezası" gönderilmemesi için; "senin gerçeklerinden" bir an için
vazgeç ve yukarıdaki "Gerçekçiliğin Kurallarını" işleterek, gerçeği
daima sev ve onu her şeyin üstünde tut!
Eğer insanlar tek olan gerçeği tüm yürekle sevseler ve samimiyetle arasalardı;
eğer kendilerine verilen "gerçekleri" yukarıdaki "Gerçekçiliğin
Kuralları"nın süzgecinden geçirebilselerdi, dünyada, özellikle dinde, ya da
Tanrı yolunda, bu denli mezhepleşmeler, bölünmeler, kopmalar veya farklı teolojilerin
getirdiği kaos olmazdı.
Her ülkede matematiğin, elektriğin, kimyanın vb...kendine özgü şaşmaz ve
değişmez tek kuralı olduğu gibi,Tanrı yolundaki gerçeğin de şaşmaz ve değişmez
tek kuralı olurdu. Cennet, şunun için de güzeldir: Orada yalan ve aldatmacalardan uzak
yalın gerçekler vardır. Dünyadaki tüm aldatmacalar, mezhepleşmeler, kopmalar ve
kaoslar orda sona ermiştir. Gerçek dışı aldatmacalar insanı "tutsak" veya
"köle" edebildiği gibi; yalın veya katkısız gerçekler de insanı gerçek
anlamda özgür kılmaktadır.
"Siz gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır..."
(Bkz. Yuhanna 8:32).
Tanrısal, katkısız, saf, halis veya yalın gerçeklerin, insan yaşamına getirdiği
tüm özgürlükleri ve tüm bereketleri, sizlerin olması dileğimle!
Misah Günay
Araştırmacı Yazar
|