Tanrı'nın İradesini Anlamak ve Yaşamak
Tanrı’nın iradesi, özel ve genel olarak iki kısma ayrılır. Burada "özel
iradeyi” anlatmaya yer müsait değildir. Özetle: Ruhsal yaşamda deneyim,
adanmışlık, ciddiyet, yoğun bir dua ve iman yaşamı gerektirir. Ama Tanrı’nın
"genel iradesini” anlamak bu denli çaba ve yoğunluk gerektirmez. Bu çok
basittir. Herkes anlayabilir ve isterse Kutsal Ruh’un yardımıyla kolayca
uygulayabilir. Genel iradeyi yaşamayan özel iradeyi anlayamaz. Bazı örnekler
vereceğim:
Tanrı bizden alçak gönüllü, kırık olmamızı ister. Gerekirse özür dilemeğe,
tövbeye, itirafa, af etmeye, bağışlamaya, sevgiye, kardeşliğe, barışa, eşitliğe,
birliğe gereken önemi vererek bu gibi ruhsal meyveleri yaamımızda yetiştirmemizi
ister. Ben, "seni seviyorum kardeşim,” diyeceğim, hararetle elini sıkacağım,
arkasından "Yahuda İskariyot” gibi şapur şupur yanaklarından öpeceğim ve
sevgim bu kadarla kalacak. "Kardeşim” dediğim kişinin derdi, problemi, felaketi,
yaşadığı kötülüğü veya haksızlığı BANA YAPILMIŞ gibi görmeyeceğim. Ancak
"o senin problemin, beni ilgilendirmez” deyip elimde var olan olanakları
kullanmayacağım. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” türünden bir
sevgisizlik ilgisizliği yaşayacağım. Sonra da: "hamd olsun ki İsa beni
kurtardı” diyeceğim!
Ben bireye: "biz Mesih’te bir bedenin üyeleriyiz, Tanrı’nın çocukları, ev
halkı ve ailesiyiz..” diyeceğim. Ama kopuk, bağımsız, farklı inanç ve
uygulamaları olan biri olacağım. Fırsatını bulursam ona rekabet edeceğim,
topluluğundan adam çalacağım, kendimi ve topluluğumu en üstünü olarak
tanıyacağım. Diğer kilise veya imanlılara tepeden bakacağım. Gurur, üstünlük
tutkusu, kürsü hastası, şatafatı ve gösterişi seven, despot, kendini beğenen,
"ancak benim dediğim olacak” diyen bir dikdatör olacağım. Otoritemi korumak
için her yolu "mübah” sayıp gerekirse yalan söyleyip iftiralar atacağım.
Dedikodulardan hoşlanıp bunlarla yönleneceğim. Gerekirse kaba kuvvet kullanıp
zorbalık darbe ve bencillik yapacağım. Sonra da: "Ohhh, hamd olsun ki ısa beni
kurtardı! Şu kurtuluş ne güzel” diyeceğim! Ben, "Eğer biribirimize
affetmezsek Rab da bize affetmez” diye defalarca vaaz edeceğim. Ama biri benden özür
dilerse, "sen sahtekarın tekisin, sana asla affetmem” diyerek onu kovacağım.
Sonra da: "şu kurtuluş ne güzel, affedilmek ne güzel, Rab bana tüm
günahlarımı affetti” diyeceğim! Veya: "eğer affetmezseniz sizin
günahlarınız da affolunmaz ve ceza çekersiniz” diye defalarca vaaz edeceğim. Sonra
da affetmeyen, böylece affolunmayan bireyi çağırıp onu günahı için ikaz edeceğim
yerde, açıkça ödüllendireceğim ve onurlandıracağım. Sonra kendimi aldatarak:
" bu ikiyüzlülük değil, hayatın şartları...kurtuluşumdan eminim ya, Rab beni
seviyor ya..." diyeceğim!
Sevgililerim, barışa yanaşmayanla Rab da barışmaz. Affetmeyeni Rab da affetmez.
Sevmeyeni Rab da sevmez. Birlik yapmayanla Rab da birlikte değildir. Yalanı seven
aldatılacaktır. ıftira ve tekme atan kendisi de yiyecektir. Zorbalık, darbe,
bencillik, ihanet, nankörlük, haksızlık yapan bunları tadacaktır. İnsan başkasına
ne yaparsa kendisine yapmaktadır. "Rüzgar eken, kasırga biçecektir.”
ıkiyüzlü olan ve şahsa riayet eden "eski adamın” soyunda kalacaktır. Bireyin
başkasına karşı işlediği kötülüğü veya haksızlığı sabit ise ve bunlardan
tövbe etmeden yüreğini sertleştirmeği sürdürüyorsa; sana karşı sanki
"iyilik sever” gibi davranması seni aldatmamalıdır. "O falancaya belki
kötülük etmiş olabilir ama, bana hiç kötülüğü dokunmadı, üstelik bana çok iyi
davranıyor...” şeklinde düşünmen "sevgiyi, kardeşliği ve beden üyeliği
birliğni” bozduğu gibi; sana dokunmadığını sandığın ve başını ezmediğin
yılan, dönecek dolaşacak er ya geç senin ya da soyunun da zehirlenmesine yol
açacaktır. Elçi Yakup şöyle diyor: "Beden ruh olmayınca ölü olduğu gibi,
iman da meyveleri, ürünleri, yani işleri olmayınca ölüdür.” (Yak. 2:26).
Bu gibi ruhsal meyvelerden yoksun olanların, "kurtuluş umutları” da maalesef
boştur.
Misah Günay
Araştırmacı Yazar
|