|
ORUÇ
Bildiğiniz
gibi Ramazan, Arap takviminin dokuzuncu ayı olup İslam inancına göre
Kur'an'ın yeryüzüne in meye başladığı kutsal ay sayılır. Şehr-i ramazan
boyunca Müslümanlar güneşin doğuşundan batışına kadar yememek, içmemek
ve cinsel ilişkide bulunmamak anlamına gelen oruç tutmakla
yükümlüdürler. Oruç; İslamiyet'in beş temel zorunluluğundan biridir ve
bu emri yerine getirmeyen kişi (hasta veya yolculukta olmasa) İslam’dan
çıkmış sayılır. Nitekim Kuran'da şöyle buyurulur:
"Ey
inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı
gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı boynunuza
borç oldu" Ramazan ayı, ki onda Kur'an, insanlara yol göstererek - yol
gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak - indirildi.
Sizden bu ayı idrak eden onda oruç tutsun..
(Bakara/2:183-185)
Peki, oruç
tutmanın amacı nedir? Günümüzde kimi orucun amacı sağlıktır der, kimi
ise işte ibadetimizin bir parçasıdır der. Halbuki esas amacı Ebu
Hüreyre'nin naklettiği şu hadiste açıklanır: İnanarak ve bilerek Ramazan
ayını ihya edenin (dirilten, canlandıran - oruç tutarak, sadaka vererek,
teravih kılarak vb.) geçmişteki bütün günahları bağışlanır.
Demek ki sonuçta oruç, tıpkı diğer bütün dini
yükümlülükler gibi, günahların karşılığına verilen bir bedel
niteliğindedir. İşlenen bir günahın bağışlanması için yapılması ya da
verilmesi gereken şeye kefaret denir. Müslüman inançlarına göre, Tanrı
ancak bir kefaret karşılığında günahı bağışlar. Bu kefaret çoğunlukla
oruç tutmak, sadaka vermek, kurban kesmek, eşeklere gül yedirmek vb.
gibi işlerle gerçekleştirilir.
Bu inanç sistemine göre Tanrı katında aklanmak isteyen
insanlar bu işleri yerine getirmek için sürekli çalışırlar. Ama insan
bunların bir çoğunu yerine getirmekte eksik olduğu için hep Tanrı'dan af
dilemek zorunda kalır. Bir çok dindar kişi de yüreğinde yaptıklarım
yeterli mi değil mi diye endişe duyar.
Acaba yüce Tanrı, bizim tutuğumuz oruçlara ve
yaptığımız diğer sevaplara nasıl bakıyor? Gerçekten hoşlanıyor mu
dersiniz? Oruç tutmamızı günahlarımıza yeterli kefaret olarak kabul eder
mi? Bu konuda size birkaç söz sunmak istiyoruz.
Dikkat ederseniz, yukarıdaki Kuran ayetinde
sizden öncekiler ifadesi geçer. Bununla Allah'ın Sözü olan Tevrat, Zebur
ve İncil'e inananlar (Ehli Kitap) kastedilir. Bu kitapların tümü olan
Kitabı Mukaddes'te (Kutsal Kitap) Tanrı'nın oruçla ilgili isteği
açıklanır. İzninizle Tevrat'tan ve İncil'den bazı ayetler aktararak
Tanrı katında aklanma konusuna ışık tutalım. Bu konularda yanılmamak çok
ama çok önemlidir, nitekim bizim sonsuz utancımız veya sonsuz
mutluluğumuz söz konusudur.
TANRI KİMDEN HOŞNUT OLUR?
Önce şunu söylemek gerekir ki Kutsal Kitap
boyunca gerçekten Tanrı için tutulan oruç iyi ve makbul bir iştir. Bu
yazıda oruç hakkında söyleyeceklerimizin hiç kimsenin oruç tutmasına
engel olmasını istemeyiz.
Aynı zamanda kimsenin, oruç tutmakla günahlarım
bağışlanacak diye yanılmasını da istemeyiz. Çünkü Kutsal Kitap'ta şöyle
yazılıdır: Hiç kimse Kutsal Yasa'nın gereklerini yapmakla aklanmaz.
Bununla birlikte, yaşayan Tanrı herkesin kurtulmasını ve gerçeğin
bilincine erişmesini ister. Bu nedenle O, yaptığımız dini işlerden
bağımsız olarak günahlarımızın bağışlanması için bambaşka bir kurtarış
sağlamıştır. Kutsal Yazılar'da Tanrı'nın, Yasa'dan bağımsız olarak
insanı nasıl aklayacağı açıklandı. İzninizle bunu açıklamak istiyoruz.
İlk olarak Tevrat'ta oruçla ilgili İşaya
Peygamber'in yazdıklarına bakalım. Okuyucumuzun dikkatle okumasını rica
ederiz:
Yüksek sesle çağır, esirgeme, sesini boru gibi
yükselt, ve halkıma günahlarını, ve Yakup evine suçlarını bildir.
Halbuki her gün beni arıyorlar, ve yollarımı bilmekten hoşlanıyorlar;
adalet etmiş, Allah’ının hükümlerini bırakmamış bir millet gibi benden
doğru hükümler soruyorlar; Allah’a yaklaşmaktan hoşlanıyorlar. Niçin
oruç tuttuk da görmüyorsun? canımızı alçalttık da bilmiyorsun? diyorlar.
İşte, siz orucunuz gününde işinizin peşindesiniz, ve bütün
işçilerinizi sıkıştırırsınız. İşte, siz kavga ve çekişme için, ve
kötülük yumruğu ile vurmak için oruç tutuyorsunuz. Bugün öyle oruç
tutmuyorsunuz ki, yüksek yerlerde sesinizi işittiresiniz. Benim seçtiğim
oruç, insanın canını alçalttığı gün, böyle mi olur? Saz gibi başını
eğmek, ve altına çul ve kül sermek mi? Buna mı oruç, ve Rabbe makbul
gün, diyorsun?
Kötülük zincirlerini açmak, boyunduruk bağlarını
çözmek, ve ezilmiş olanları hür olarak salıvermek, ve her boyunduruğu
kırmak, Benim seçtiğim oruç bu değil mi? Kendi ekmeğini aç olanla
paylaşmak, ve yurtsuz düşkünleri kendi evine getirmek, ve çıplağı
görünce üstünü örtmek, ve kendi etinden olandan kaçınmamak değil mi?
Mukaddes günümde dilediğimi yaparak Sebt gününü ayak altına
almazsan; ve Sebt gününe ferah gün dersen; ve kendi yollarında
yürümeyerek, kendi zevkini bulmayarak, ve kendi sözlerini söylemeyerek o
güne izzet verirsen; o zaman zevkini Rabde bulursun; ve seni dünyanın
yüksek yerleri üzerine bindiririm; ve atan Yakubun mirasını sana
yediririm; çünkü Rabbin ağzı söyledi.(İşaya 58:1-14)
Bu güzel bölümün bazı gerçekleri üzerinde
birlikte düşünelim. Gerçekler ortadadır:
1) Halk
oruç tuttuğu halde yine de günahlıydı.
Rab,
"halkıma günahlarını bildir" dedi. Halk dindardı, ama dini işlerinden
Tanrı tiksiniyordu. Yasa'nın bazı gereklerini yapmaları onları Tanrı
katında aklamamıştı. Hala suçluydular. Halk aslında Tanrı'ya karşı ruhen
isyan etmişti, ama farkında değillerdi. Kendi suçlarını göremiyorlardı.
Dinin gereklerini yerine getirdikleri için vicdanları uyuyordu, onları
suçlamıyordu. Halbuki Tanrı katında suçluydular. Onlar oruç
tutarken işçilerini sıkıştırıyorlar, kavga ediyorlar, çekişiyorlardı.
Aslında onları kirleten ağızlarına giren değil de ağızlarından,
içlerinden çıkandı. Çünkü İsa'nın dediği gibi, Kötü düşünceler,
ahlaksızlık, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile,
sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın
yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve
insanı kirletir (İncil - Markos 7:21-22) Gerçek anlamda "oruç" kendimizi
bazı iyi ve yararlı şeylerden geçici olarak alıkoymak demektir. Doğal
iştahlarımızı denetleyerek kendimizi Tanrı'ya adamak demektir. Ama her
şeyden önce insanın denetlemesi gereken şey içinden kaynaklanan
kötülüklerdir. Bu asıl öz denetim olmadan yiyip içmede şu ya da bu yolda
kimi kısıntılar yaparak Tanrı'ya gösterilen kulluk boş ve anlamsızdır!
2) Oruç tutarak sözde alçalmaları bir gurur kaynağına
dönüşmüştü.
Oruç tuttuk, canımızı alçalttık diye
övünüyorlardı. Sanki Tanrı'ya rüşvet vermiş gibi! Yaptıkları iyi işlerin
karşılığı olarak O'nun beğenisini hakketmiş olacaklar! Nitekim çalışana
verilen ücret lütuf değil hak sayılır, değil mi? Durumları İncil'de yer
alan şu örneğe benzer:
Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden
bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: Biri Ferisi, öbürü vergi
görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıkmış. Ferisi ayakta
dikilip kendi kendine şöyle dua etmiş: Tanrım, diğer insanlar gibi
soyguncu, hak yiyici ve zina edici olmadığım için, hatta şu vergi
görevlisi gibi olmadığım için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç
tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.
Vergi görevlisi ise uzakta durmuş, gözlerini göğe doğru
kaldırmak bile istemiyor, ancak göğsünü döverek, Tanrım, ben günahkara
merhamet et diyormuş. Size şunu söyleyeyim, Ferisi'den çok, bu adam
aklanmış olarak evine dönmüş. Çünkü kendini yücelten herkes
alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir. (İncil - Luka
17:10-14)
Acaba
bizler bazen bu Ferisi'de kınadığımız düşüncelere kapılmaz mıyız? Kendi
doğruluklarımıza güvenip başkalarına (günahkarlar dediklerimize) tepeden
bakmaz mıyız? Örneğin dindarsak, çok şükür, ben bu sözde Müslümanlar
gibi ikiyüzlü değilim. Batıya bakmam. Orucumu tutarım, namazımı kılarım.
Diğer yandan dindar değilsek, çok şükür bu ikiyüzlü yobazlar gibi
değilim. Ben dar kafalı değil, açık fikirli çağdaş bir müslümanın, bütün
insanları severim. Kimsenin hakkını yemem. Her insanı eşit sayarım
diyerek hiç övünmez miyiz?
İsa bunun
başka bir boyutunu şöyle açıkladı:
Dikkat edin! Yapacağınız doğru işleri gösteriş için
insanların gözü önünde yapmayın. Şöyle yaparsanız, göklerdeki Babanızdan
(Tanrı) ödül alamazsınız Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat
asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine
perişan bir görünüm verirler. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar
ödüllerini almışlardır. Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp
yüzünüzü yıkayın. Şöyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanıza
oruçlu görünesiniz. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi
ödüllendirecektir. (İncil'den Matta 6:1, 16-18) İnsan olarak biz hep
başkalarının hakkımızda ne düşündüklerine önem veririz. Fakat esasında
tek olan Tanrı'dan korkmalıyız, O'nun övgüsünü kazanmaya çalışmalıyız,
değil mi? Dikkat edelim, Tanrı gösteriş için insanların gözü önünde
yapılana değil de, gizlilik içinde yapılana bakıyor. İnsan hep yüze
bakar, fakat Rab yüreğe bakar.Yine bu bölümde önemli bir gerçek daha
var:
3) Tanrı'nın esas aradığı, gerçek doğruluktur:
Bu da ancak eylemde görülür. Ayetlerde
okuduğumuz oruç tutanlar yaptıkları yanlışlıklardan çok yapmadıkları
yüzünden suçludurlar. Örneğin, kendi ekmeğini aç olanla paylaşmıyor,
yurtsuz düşkünleri kendi evlerine getirmiyor, çıplağı görünce üstünü
örtmüyor, ve kendi etinden olan diğer insanlardan kaçınıyorlardı. İşte
oruç tutmaları veya kurban kesmeleri bu belirgin açıkları kapatamadı
kapatamazdı da.
Hangimiz bu ölçüye göre affedilir? Biz kendi
canımızın çektiği şeyi aç olana veriyor muyuz? Kutsal Yasanın buyurduğu
gibi komşumuzu kendimiz gibi seviyor muyuz? Sokaktaki düşkünleri evimize
alıyor muyuz?
Ya da On Emir'in ilki olan "Tanrın olan Rab'bi
bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev"
buyruğu. Bunu sürekli yerine getiren var mı?
Tanrı'nın insandan istediği ve ödün vermeyeceği
doğruluk, gerçek iç temizlik ve karşılıksız sevgidir. Belirlemiş olduğu
doğruluk standartları oldukça yüksek, hatta erişilmezdir. Diğer
insanlara pek iyi görünebiliriz ama kutsal olan Tanrı'ya "hepimiz bir
murdar gibi olduk, ve bütün salih işlerimiz kirli esvap gibidir" diye
peygamber itiraf ediyor (İşaya 64:6)
Bu değerlendirme hem dindarı hem de "günahkar"ı
içerir. Acı sonuç şudur: Her birimiz kendi yolumuza döndük ve günah
işledik. Tanrı'nın önünde bizim sevap dediğimiz şeyler bizi asla
aklamaz. Günahlarımıza yeterli kefaret olamaz. Ama öyleyse sonumuz ne
olacak? Tanrı bizden yerine getiremeyeceğimizi mi istiyor? Hayır.
Kurtuluş bizden değil, Rab'dendir.
Sevgilerimizle,
Lütfi Ekinci
|