Yaşanmış bir hikayemiz var:
İslam'dan Hysty'ye
Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu hepimiz biliriz. 1927 yılında
"Laiklik" ilkesinin 1924 Anayasası'na eklenmesinden bu yana, "Laiklik
İlkesi" Türkiye Cumhuriyeti'nin değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen bir
özelliği olarak anayasalarda yerini almıştır ve bütün siyasi partiler (bazı
istisnalar olabilir) bu ilkeyi her fırsatta vurgulamışlardır
Durum böyle olunca, yani laik bir ülkede yaşayınca beklentiniz ne olur? Benim kendi
beklentilerimi açıklayayım: Öncelikle, nüfus cüzdanımda mutlaka doldurmak zorunda
olduğum bir din bölümünün olmasını istemem. Anne ve babalar, belki de haklı
olarak, bebekleri doğduğunda din bölümüne kendi dinlerini yazdırıyorlar ki, bu
genellikle İSLAM oluyor. Fakat insanlar, dinin bilinçli ve özgürce seçilmesi
gerektiğini düşünmüyorlar.
Ben ve bir arkadaşımın din değiştirme serüvenini kısaca sizlere anlatmak
isterim. Her ikimiz de Müslüman bir geçmişe sahip olmamıza rağmen değişik
nedenlerle bir arayış içine girdik ve gerçeği Mesih İsa'da bulduk. Her ikimiz de
vaftiz olduk ve nihayet yüreklerimizde ve yaşamlarımızda meydana gelen bu
değişikliği nüfus cüzdanlarımızda da göstermeye karar verdik.
Kanunlarımıza göre; dinini değiştirmek isteyen kişinin yeni kabul ettiği dini
temsil eden kuruluştan bir ihtida belgesi, (din değiştirme) alması gerekmektedir. diye
belirtildiği herkes tarafından bilinmektedir. Eğer Yahudi veya Hıristiyan idiyseniz ve
İslam dinine geçmek istiyorsanız, Diyanet İşleri'nden aldığınız bir belgeyle
kolaylıkla yapıldığını okuyoruz. Fakat Müslüman idiyseniz ve de Hıristiyanlığa
geçmek istiyorsanız, işiniz o kadar kolay değil. Memurlar ve yöneticiler arasında
biraz koşturup ter atmanız gerekiyor. Aşağıda okuyacağınız rapor başvuru için
gittiğimiz günden başlayarak nihayet nüfus cüzdanlarımızı aldığımız güne
kadar geçen olayları abartısız bir şekilde anlatmaktadır:
24 Ocak 2000, Pazartesi: Gerekli belgelerle birlikte işlemlerimizin yapılabilmesi
için Nüfus Müdürlüğüne başvurdurk. Nüfus kaydımız farklı il'de olduğu için
faks çekilerek işlemlerin yürüyeceğini belirten yetkili faksın çekilebilmesi için
her birimizden 2.000.000 TL alıp, iki gün sonra gelmemizi istedi. Belirtilen günde
gittiğimde ise henüz faksımızın cevabının gelmediğini öğrenip beklemeye
başladık. Hergün Nüfus Müdürlüğünün yolunu aşındırmaktan bıktığım için
Faksın gönderildiği Nüfus Müdürlüğünü aramaya karar verdim. Aldığım cevap
aynı gün faksıma cevap verildiğiydi. Antalya Nüfus Müdürlüğünde görevli
memurlara anlattığımda ise kaba bir şekilde faksımıza cevap alınmadığıydı.
Arkadaşım kendi işlerini yürütebilmesi için birlikte ilgili bölüme gitmemizi
önerdi. Henüz isteğimizi dile getirirmeden aldığımız cevapla bu işi kolaylıkla
halledemeyeceğimizi anladık. Bizi vaftiz eden kiliseden aldığımız ihtida belgesinin
yeterli olmayacağını, mahkeme kararı almamız gerektiğini söylediler ve bu konuda
şef "A" Bey'i görmemizi istediler. ?ef diğer memurdan çok daha emin bu
konuda: Evet, kesinlikle mahkeme kararı gerekli. Kendisi şef, biz ise sıradan
vatandaşız, kendisinden daha mı iyi biliyoruz kanunları? Müdürü görme isteğimizi
dile getirdiğimizde, onun şehir dışında olduğunu söylediler ve "o gün gidip
ertesi günü tekrar gelmemizi bizden istediler.
Fakat Rab hemen pes etmememiz gerektiğini ima edercesine birden İl Nüfus
Müdürü'nün de aynı binada ve de o anda ofisinde olduğunu öğreniyoruz. Müdür
Bey'in odasına girdik, oldukça samimi bir şekilde bizi dinledi ve şef "A"
Bey'in ve diğer bir çok memurun aksine, kimlik kartımıza "Hıristiyan"
yazdırabilmemiz için mahkeme kararına ihtiyaç olmadığını söyledi ve gerekli
evrakları hazırlayıp memleketlerimize yollaması için sekretere talimat verdi. Rab'be
şükürler olsun ki, Türkiye'de az da olsa Antalya İl Nüfüs Müdürü gibi yaptığı
işi bilen ve vatandaşa hizmet için o yerde bulunduğunu kavramış olan gerçek
beyefendiler var. Kendisine teşekkürler ediyorum. Aynı zamanda benim henüz gelmemiş
faksım için de talimat verdi ve faks iki dakika sonra bir memurun elinde müdürün
odasına girdi.
Sekreter bizden birer dilekçe yazıp şef "A" Bey'e onaylatmamızı istedi.
Çekinerek şefin yanına gittik, fakat imzalamayacağını söyleyip bizi yanından adeta
"kovdu." Yine Müdür Bey'in odasındayız. Hafifçe sinirli olmasına rağmen
büyük bir nezaketle dilekçeleri onayladı. Nihayet sekreter hanım dosyaları
hazırladı ve zarfa koymadan önce, son bir onay için şefe gitmemiz gerektiğini
söyledi. Onaylamayacağından emin olarak gittik, diğer insanlarla beraber sıraya
girdik, sıramız gelmesine rağmen bizi görmüyormuş gibi masasının üzerindeki
kağıtlarla ilgilenmeye devam etti ve bir süre sonra kafasını kaldırıp, "Siz
çıkın dosyanızı inceleyince size haber veririm" diyerek bizi dışarı yolladı.
Dakikalar sonra çağrıldığımızda ise dosyaları onaylamayacağını söyledi. Biz
üçüncü defa Müdür Bey'in adasına doğru yürümeye başladık. ?efin dosyaları
onaylamak istemediğini kendisine söylediğimizde, bu defa kızgınlığına engel
olamadı ve telefonu açıp şefe, ""A" Bey, eğer bir sorunun varsa gel
benimle tartış, yoksa da vatandaşa doğru düzgün hizmet et." deyip telefonu
kapattı. Dosyalarla beraber tekrar şefin yanına gittiğimizde başka bir problem
çıkarmadan imzasını attı.
Bir ay sonra gelip nüfus cüzdanlarımızı değiştirebileceğimiz söylendi. Bir ay
sonra Mart'ın ilk haftası: Dosyalardan haber yok. Habersizlik devam ediyor. Tekrar 2
milyon ödeyip faks çektiriyorum. Haftalar ğeçiyor yine bir ses yok. Adana'yı
arıyorum. Onlar gönderdiklerinden emin. Hısrarlarım karşısında faksın cevabını
buluyorlar. Farklı kuyrukta saatlerce bekleyerek nüfuz cüzdanımı aldım. Fakat bir de
ne göreyim? Kolaylıkla okunabilir bir "Hıristiyan" yerine büyük
harflerle"HRSTY" yazılmış. Önce İslam yazılıp daha sonra silinerek yerine
"HRSTY" yazıldığı kolaylıkla anlaşılmakta. Rab'be şükürler olsun. İki
aydan fazla süren mücadele sonrasında yeni kimliğimizi alabildik. Seviniyorum,
çünkü O'nun krallığında böyle işler yapmak zorunda kalmayacağız ve bürokrasi
ile uğraşmayacağız. Rab, yaşamlarımızda olduğu gibi kimliklerimizde de yer alan bu
değişikliği kendi yüceliği için kullansın diye dua ediyorum.
Nimet Yıldırım Neal /Antalya |