|
Gerçek Zenginlik
"On beş milyar! On beş milyar! Piyango! Yarın
çekiliyor! Şansım yok demeyin. On beş milyar..." Milli Piyango'da
şansınızı denediniz mi? Zengin olmak istemez misiniz?
İnsanoğlu nerede bulunuyorsa, orada para sevgisi var.
Türkiye'deki ekonomik sıkıntılardan dolayı bu zengin olma tutkusu
çoğalmaktadır. Enflasyon halkı eziyor. Fakir ile zengin arasındaki fark
büyüyor. Yoksulların hırsızlıktan başka gördükleri tek çare piyangoyu
kazanmaktır. Onların aklı fikri büyük kazançtadır. Ya siz? "Bir kere bana
çıksa! Bir kazansam. Neler neler yapacağım!" diye hiç düşünmediniz mi?
Zenginlik eşittir mutluluk mu? Tabii ki hayır! Zenginlik
gerçek mutluluk getirmez. Atasözün belirttiği gibi "Para ile saadet
olmaz". Mutsuz zenginler her yerde var. Öyleyse, kendimizden daha zengin
kişileri neden kıskanıyoruz? Niçin paraları, mal mülkleri arzuluyoruz?
Yoksulların para kaygısı doğal olmakla birlikte, paraya muhtaç olmayanlar niçin
daha zengin olmak isterler?
Eğer para ile saadet olmazsa, ne ile olur? İsa Mesih
"Dikkatli olun! Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı,
malının çokluğundan ibaret değildir" dedi ve bu gerçeği düşündürücü bir
benzetmeyle açıkladı:
"Zengin bir adamın toprakları bol ürün vermiş. Adam
kendi kendine, 'Ne yapmalıyım? Ürünlerimi koyacak yerim yok' diye düşünmüş.
Sonra, 'Şöyle yapacağım' demiş. 'Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım,
bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım. Ve kendime, ey canım, yıllarca
yetecek kadar birikmiş bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını
çıkar diyeceğim.'
Ama Tanrı ona, 'Behey akılsız!' demiş. 'Bu gece canın
senden istenecek. Hazırladığın bu şeyler kime kalacak?' Kendisi için servet
biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur."
(Luka 12:15-21)
Tanrı katında zengin olup olmadığınızı hiç düşündünüz mü?
Yoksa zengin budala gibi, kendi ölmez canınızla ilgilenmeksizin kendinize bir
servet biriktirmeye mi çalışıyorsunuz? Ne aptallık! Çünkü "insan bütün
dünyayı kazanıp da cananı yitirirse, canından olursa, bunun kendisine ne yararı
olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir?" (Matta 16:26). Tanrı
Tevrat'ta bu ciddi gerçeği şöyle doğruluyor: "Gazap gününde mal işe
yaramaz" (Süleyman'ın Meselleri 11:4).
GERÇEK ZENGİNLIK ve GERÇEK YOKSULLUK
Dünyamız gittikçe materyalizme dönüşüyor. Her şey maddi
değerlerle ölçülüyor. Fakirin değeri yok, paralı olan değerlidir. Aslında
çoğumuz gerçek zenginliğin ne olduğunu bilmiyoruz.
"Zengin" kelimesinin sözlük anlamı "parası
çok olan"dır. Bu doğru ise, İsa Mesih'in bahsettiği adam zengin sayılır.
Ama Tanrı katında zengin miydi? Hayır! Bu "zengin budala" gerçekten
züğürttü. Çünkü İsa'nın anlattığı gibi, iki tür "zenginlik" var -
biri insan'a diğeri de Tanrı'ya göre. Luka 16:11'de İsa şunu soruyor,
"Dünyanın aldatıcı serveti konusunda güvenilir değilseniz gerçek serveti
size kim emanet eder?" Burada da iki ayrı "servet" söz konusudur
"Dünyasal servet" kimi nasıl aldatıyor?
Aldatılan, zengin olmakla mutlu olacağını düşünendir. "çünkü dünyaya ne
bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz. Zengin olmak isteyenler
ayartılıp tuzağa düşerler, insanları çöküşe ve yıkıma götüren birçok anlamsız
ve zararlı arzulara kapılırlar. Çünkü her türlü kötülüğün bir kökü para
sevgisidir" (1.Timoteyus 6:9-10). Dünyasal servetin ne kadar geçici ve
aldatıcı olduğunu anlayan Hz. Süleyman şöyle dedi: "Zengin olmak için
kendini yorma; Bu aklıdan vazgeç. Olmayan şeye göz diker misin? Çünkü zenginlik
mutlaka kanatlanır, kartal gibi göklere uçar" (Süleyman’ın Meselleri
23:4-5).
Ne yazık ki insanların çoğu kendi durumunu göremiyor
görmek de istemiyor. Bazı insanlar kendi paralarına ve mal mülküne güvenir.
Başka insanlar kendi zekâlarına veya yeteneklerine bel bağlıyorlar ya da kendi
iyiliğine veya dindarlığına güvenirler. Ama Tanrı'nın onları nasıl
değerlendirdiğini hiç göremiyorlar. İncil'de bunu anlatan ilginç bir örnek var.
Ölümden dirilmiş ve gökte yaşayan İsa Mesih, Anadolu'da bulunan iki ayrı
inanlılar topluluğuna sesleniyor. Laodikya'daki topluluğa: "Amin, sadık ve
gerçek tanık, Tanrı yaradılışının öz kaynağı (İsa Mesih'in kendisi) şöyle
diyor: 'Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye ihtiyacım yok diyorsun ama zavallı
ve acınacak halde, yoksul, kör, çıplak olduğunu bilmiyorsun. Bunun için zengin
olasın diye Benden ateşle arıtılmış altın, giyinip çıplaklığının ayıbını
örtesin diye beyaz giysiler, göresin diye de gözlerine sürmek üzere merhem
satın almanı salık veriyorum'" dedi (Esinleme 3:17-18).
İzmir topluluğun ağır sıkıntılarına rağmen, gerçek durumu
çok farklıydı: "Ölmüş ve yaşama dönmüş, ilk ve son olan (İsa Mesih) şöyle
diyor: 'Senin sıkıntılarını ve yoksulluğunu biliyorum. Oysa zengin-sin!...Ölüm
pahasına da sadık kal, ben sana yaşam tacını vereceğim'" (Esinleme 2:8-9).
İzmir'deki inanlılar gibi parası olmayan, sıkıntı içinde
bulunan bir kişinin gerçekten "zengin" olabilmesi dikkatinizi çekti
mi? Ve Laodikyalılar gibi, rahat, parası bol olan gerçekten "yoksul"
olabilir. Laodokyalıların dış zenginliği ve iç yoksulluğu varken İzmirlilerin
dış yoksulluğu ve iç zenginliği vardı! Sizin durumunuz nasıldır? Tanrı katında
zengin mi yoksul musunuz? Yoksulsanız, zengin olmayı arzuluyor musunuz? Gerçek
zenginliğe giden yol düşündüğünüzden apayrı olabilir!
Ülkemizde böyle bir düşünce var: "Zenginin iki dünyası
da mamurdur" (bayındır, güzel). Yani, varlıklı kişi hem bu dünyada rahatça
yaşar hem de yoksullara, hayır işlerine yardım etmekle öbür dünyada rahatını
sağlar. Fakat Tanrı'nın sözü ne diyor? "Tanrı, bu dünyada yoksul olanları
imanda zengin olmak ve kendisi sevenlere vaat ettiği egemenliğin mirasçıları
olmak üzere seçmedi mi?" (Yakup 2:5).
Gerçek zengin olan imanda zengin olandır. "İman
olmadan Tanrı'yı hoşnut etmek imkânsızdır. Tanrı'ya yaklaşan, O'nun var
olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir"
(İbraniler 11:6). Tanrı'yı seven ve iman yoluyla O'nu hoşnut eden kişinin
göksel mirası olacak. Dünya böyle bir inanlının zenginliğinin farkında
olmayabilir. Tanrı'nın sözü ise bu göksel mirası böyle tarif eder: "Rabbimiz
İsa Mesih'in Tanrısı ve Babasına övgüler olsun. Çünkü O, kendi büyük
merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih'i ölümden diriltmekle bizi
yaşayan bir ümide, çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras
bizim için göklerde saklıdır. Zaman sona ererken açığa çıkarılmaya hazır olan
kurtuluşa kavuşasınız diye iman sayesinde Tanrı'nın gücüyle korunuyorsunuz. Bu
nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu elem çekmemiz gerekiyorsa
da, sevinçle coşmaktayız. Böylelikle içtenliği kanıtlanmış imanımız, İsa Mesih
göründüğü zaman size övgü, yücelik ve onur kazandıracak. Bu imanımız, ateşle
arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir" (1.Petrus
1:3-9).
Sizin böyle bir ümidiniz var mı? Öldükten sonra nereye
gideceğinizi biliyor musunuz? Ruhsal zenginliğe kavuşmanın üç vazgeçilemez
aşaması var:
1. Ruhsal yoksulluğumuzu itiraf etmek,
2. İsa Mesih'in uğrumuza yoksul olduğunu anlamak,
3. Tanrı'nın armağanını kabul etmek
1. RUHSAL YOKSULLUGUMUZU İTİRAF ETMEK
Gerçek zenginliğe kavuşabilmek için kendi yoksulluğumuzu
görmemiz gerekir. Kutsal Kitap "herkes günah işledi ve Tanrı'nın
yüceliğinden yoksun kaldı" diyor (Romalılar 3:23). Hepimiz günaha
eğilimliyiz: "Yürek her şeyden ziyade aldatıcıdır ve çok çürüktür; onu kim
anlayabilir?" (Yeremya 17:9). "İnsan nedir ki, temiz olsun? Ve
kadının doğurduğu nedir ki, salih olsun? İşte, Allah mukaddeslerine emniyet
etmiyor, Gökler bile onun gözünde temiz değil; Nerede kaldı ki, mekruh olan
bozuk insan, O insan ki, haksızlığı su gibi içmektedir?" (Eyub 15:14-16).
Tanrı kusursuz, pak, günahsızdır. Huzurunda tek bir günah
lekesi bile duramaz. Sözde "iyi işlerimizi" O'nun kutsal huzuruna
getirirsek içindeki günah hemen belli oluyor. "Bak, ben kaç kez fukaraya
sadaka verdim" ya da "Ramazanda oruç tuttum" diyerek iyi
işlerimizi Tanrı'nın önüne sersek, O hemen bu işin içinde gizli gösterişi,
bencilliğimizi veya bu işin kendi vicdanımızı susturmak için yaptığımızı görüp
bizi suçlar.
"Bizim iyi işlerimiz hep boşa mı çıkacak?"
sorusunu yanıtlayan İşaya peygamber, Kutsal Ruh'un eseniyle şöyle yazdı:
"hepimiz bir murdar gibi olduk ve bütün salah işlerimiz kirli esvap
gibidir ve hepimiz yaprak gibi soluyoruz ve bizi fesatlarımız yel gibi alıp
götürüyor" (İşaya 64:6). Hepimiz günaha bulaşmış olduğumuz için kusurluyuz.
Kendi doğruluğumuzu kuşandığımızda kirli paçavralarla kuşanmış gibi oluruz.
En iyi işlerimiz bile günah bulaşıldı. Bem beyaz
giysileri giyinen çamura düşen bir çocuk gibiyiz. Çocuğun üstü başı çamura
bulaşmış. Ufaklık çamur içinden kalkmış, gözlerinden yaşlar dökülerek çamurlu
elleriyle giysisini temizlemeyi çalışmış. Tabii ellerini giysileri üzerinde
sürdükçe daha da kirletirmiş üstünü. İşte bizim iyi işlerimiz de böyledir.
Günah bulaşığı iyi işlerimizle günahımızı temizleyemeyiz. En iyi, en dinsel
işimizle bir tek günah lekesini silemeyiz.
Bir gün borçlu olduğumuz Yaradan Tanrı'ya hesap
vereceğiz. Ama borcumuzu ödeyemediğimiz için Tanrı'nın gazabına uğrayıp
cehenneme mahkûm olduk. Canlarımızın kurtulması için Tanrı'ya sunabilecek bir
şeyimiz yok. Çok yoksuluz...
Durumumuzu iyice düşünüp itiraf ettikten sonra tövbe
etmemiz gerekir. Tanrı'nın kabul edeceği tövbe ise, yalnız bu ya da şu
işlediğimiz günah için af dilemek değil. Gerçek tövbe bütün günahlı perişan
halimizden dolayı acı duymak, ondan kurtulmak istemektir. Tövbe, düşünce ve
davranışın kökten değişmesi, günah ve bencillikten dönüp Tanrı'ya yönelmektir..
İsa "Ne mutlu ruhta yoksul olanlara, Göklerin
Egemenliği onlarındır" dedi (Matta 5:3). Ruhsal bakımdan yoksul kişi artık
kendi benliklerine güvenmeyen, bir kurtarıcıya muhtaç olduğunu bilendir. Gerçek
tövbe çaresizliğimizi bilmek ve Tanrı'nın kurtuluş müjdesini işitmeye hazır
olmaktır.
2. İSA MESİH'İN UGRUMUZA YOKSUL OLDUGUNU ANLAMAK
"Bugün Allah için ne yaptın?" diye soran levhayı
görmüşsünüzdür. İyi bir soru bu. "Allah bizim için ne yaptı?" sorusu
ise daha esaslıdır; çünkü her şeyin kaynağı O'dur. Tanrı'nın sizin için ne
yaptığının farkında mısınız? Gönderdiği kurtarıcı İsa Mesih'in gerçek ruhsal
zenginliğe kavuşma yolunu açtığını biliyor musunuz? "Rabbimiz İsa Mesih'in
lütfünü bilirsiniz. Onun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu
halde sizin uğrunuza yoksul oldu." (2.Korintliler 8:9) Kutsal Kitap’a
göre, İsa yalnız bir peygamber olmayıp insan biçimine bürünmüş olan Tanrı'nın
ezeli ve ebedi Sözüdür. Evren O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratılmıştır.
Her şeyin mirasçısı o’dur. Melekler O'nu durmadan övüyorlardı. O akıl ermez
yüceliğe ve zenginliğe sahipti.
Bu Yüce Olan bizi öyle sevdi ki, uğrumuza yüceliğinden soyunarak
yoksul oldu. Perişan halimize acıyarak kurtuluşumuzu sağlayabilmek için
yüceliğini hiç saydı. İncil bu mucizeyi şöyle açıklar: "Mesih, Tanrı özüne
sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama
yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan
biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini
alçalttı. Bunun için de Tanrı O'nu pek çok yükseltti ve O'na her adın üstünde
olan adı bağışladı" (Filipililer 2:6-9).
İsa Mesih, bir sarayda değil, bir ahırda doğdu. Annesi
onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Bir marangozun oğlu olarak tanınmaya
razı oldu. Halka yardım etmek ve öğretmekle uğraşıyordu. Yaşamının amacını
anlatırken, "İnsanoğlu (kendisi) hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve
canını birçokları uğruna fidye olarak vermeye geldi" (Markos 10:45).
Çarmıha gerildiği zaman sırtındaki elbiselerden başka bir şeyi yoktu. Hiç günah
işlemediği halde, her alanda bizim gibi denenmiş, zayıflıklarımıza ve
yoksulluğumuza duygusal yönden ortak olan bir Kurtarıcımız var.
Çarmıhta İsa Mesih cehennemin, yani gerçek ruhsal
yoksulluğun dibine indi. Orada günahın ücreti olan ölüme boyun eğip günahlı
âdemoğlunun yerine Tanrı'nın gazabına uğradı. Günahı bilmeyen Kurtarıcımız
hepimizin günahlarını yüklenerek günahın korkunç ücretini ödedi. Peygamberlerin
yazılarına uyarak, kendine ait olmayan bir mezarda gömüldü. Üç gün sonra Tanrı
onu ölümden diriltti.
Mesih bizi zenginleştirmek amacıyla yoksul oldu. Ölümüyle
ruhsal zenginliğe yolunu açtı. Tanrı, inanlının günah cezasını O'na yüklüyor ve
bizi "suçsuz" olarak kabul ediyor. Rab, tüm günahlarımızı bağışlayıp
bizi pak, kusursuz sayar ve kendi Kutsal Ruh'unu veriyor. "Ruh'un kendisi,
bizim ruhumuzla birlikte, Tanrı'nın çocukları olduğumuza tanıklık eder. Eğer
Tanrı'nın çocuklarıysak, aynı zamanda mirasçıyız. Mesih'le birlikte yüceltilmek
üzere Mesih'le birlikte elem çekiyorsak, Tanrı'nın mirasçıları ve Mesih'in
ortak mirasçılarıyız" (Romalılar 8:16-17). İşte ruhsal zenginlik budur.
"Bir kişi bir başkasının günahları için nasıl
ölebilir" düşüncesine aklımız ermeyebilir; bütün bunlar insana saçmalık
gelebilir bile. Ama bu mükemmel sevgi karşısında bir yorum yapmadan önce derin
düşünmenizi rica ederim. "çarmıhla ilgili bildiri mahvolanlar için
saçmalık, ama kurtulmakta olan bizler için Tanrı'nın gücü ve bilgeliğidir"
(1.Korintliler 1:18). Peygamber-lerin betimlediği duruma düşmeyesiniz:
"Bakın, siz alay edenler, şaşkına dönüp yok olun! Ben sizin gününüzde bir
iş yapıyorum, öyle bir iş ki, biri size anlatsa inanmazsınız." (Elçilerin
İşleri 13:41).
3. TANRI'NIN ARMAÚANINI KABUL ETMEK.
İsa "Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin.
Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun
yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip
bitirir, ne de hırsızlar girip çalar" diye öğretti (Matta 6:19-21). Peki,
gerçek zenginlik olan gökte hazineler nasıl biriktirebiliriz? Sevap
biriktirmekle mi? Dinsel işleri yapmakla mı?
Gerçek zenginlik sadece imanla elde edilir. Tanrı
katındaki ruhsal fakirliğinizi itiraf ettikten sonra İsa Mesih'in fidye olarak
günahlarınıza karşılık çarmıhta öldüğüne inanmalısınız. İmanla Tanrı'nın
ücretsiz sonsuz yaşam armağanını kabul edip diri Rab Mesih'te bulunan gerçek
zenginliklere kavuşabilirsiniz. Bunu bir benzetme ile açıklayayım:
Bir gün Nasrettin Hoca birkaç arkadaşla birlikte kırlara
gezmeye çıkmış. Bir derenin kenarından geçerken nasılsa aralarından birinin
ayağa kayıp dereye yuvarlanmış. Suya düşen adam yüzme bilmiyormuş ve düştüğü
derin sulara batıp çıkıyormuş. Başı su üzerine çıktığında gargara yapıyormuş
gibi sesler çıkarmış. Ha boğuldu ha boğulacakmış. Hoca'nın arkadaşları kenara
yüzükoyun yatarak ellerini boğulmakta olan arkadaşlarına uzatıp "Ver elini.
Elini versene! Ver elini!" diye bağırmışlar. Fakat adam inat ederek
kimseye elini vermemiş, sularda çabalanmış. Neredeyse boğulup gidecekmiş
adamcağız.
Hoca olanları ilgiyle izliyormuş. Birdenbire kolunu
sıvamış, kenara uzanıp elini adama uzamış. "Al elimi!" diye bağırmış.
Sulara batıp çıkmakta olan adam hemen eline sarılmış ve Hoca onu sudan
çıkabilmiş. Hocanın arkadaşları buna şaşarak, "Hocam, niçin hiç birimizin
eline sarılmadı da senin eline sarıldı?" diye sormuşlar. Hoca
gülümseyerek, "Onu benim kadar iyi tanımıyorsunuz" demiş. "Bu
adam cimrinin biridir. Onun için 'Ver elini' bağırışlarınıza aldırmadı. Onun bu
huyunu bildiğim için 'Al elimi' dedim. Gördüğünüz gibi o da yapışıverdi
elime."
Bu öykü, önemli bir gerçeği vurguluyor. Bazı insanlar
almaktan başka bir şey bilmiyorlar. Oysa vermek çok mutluluk verici bir şeydir.
Hele hiç karşılık beklemeden vermeyi öğrenebilsek daha çok mutluluk vericidir.
Neden? Çünkü bu Tanrı'nın bir özelliğidir. Tanrı öyle cömert ki, hiç karşılık
beklemeden verir. Bizi de kendi benzeyişinde yarattığı için, karşılığı
beklemeden bir şey verdiğimiz zaman mutlu oluyoruz.
Oysa insan genellikle bunun tersini yapıyor. Karşılık
beklemeden para verenler ve yardım edenlere az rastlanır! İnsanlar hep kendi
çıkarlarını düşünüyor. Buna öyle alışmışız ki karşılık beklemeden yardım
edenden şüphelenerek, "acaba bu işte onun çıkarı ne" diye
düşünüyoruz. Hatta Tanrı'nın bile karşılıksız bir şey vermeyeceğine inanıyoruz!
Bu yüzden Tanrı'nın bize sonsuz yaşamı armağan edeceğine
inanmıyoruz. Sonsuz yaşamın ancak kendi uğraşmamızla elde edilebileceğini
sanırız. Oysa sonsuz yaşam Tanrı'nın bize sunduğu en büyük armağandır! Bu
armağanı kabul etmekten başka bir şey gerekmiyor. Ama insan kuşkulu olduğu için
bu işin içinde bir kurt var diye düşünüp başka yollardan Tanrı'yı ve sonsuz
yaşamı elde etmeyi tasarlar. Şeriat kurallarını tutmakla sonsuz yaşamı elde
edeceğini sanır. Ne var ki Tanrı, sözünde açıkça diyor ki "İman yoluyla,
lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimse
övünmesin diye iyi işlerin sonucu değildir... Günah'ın ücreti ölüm, oysa
Tanrı'nın karşılıksız armağanı Rab'bimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır"
(Efesliler 2:8-9; Romalılar 6:23).
Tanrı'nın çağrısını duyuyor musunuz? "Ey sizler, her
susayan ve parası olmayan, sulara gelin; gelin satın alın ve yiyin; gelin de,
parasız ve bedelsiz şarap ve süt alın. Niçin parayı ekmek olmayan şeye ve
emeğinizi doyurmayan şeye veriyorsunuz? Beni iyi dinleyin ve iyi olan şeyi
yiyin ve semiz şey ile canınız lezzet bulsun. Kulağınızı iğin ve bana gelin;
işitin ve canınız yaşayacak ve Davut'a olan emin merhametleri (Mesih'le ilgili
kurtuluş merhametleri), ebedi ahdi sizinle keseceğim" (İşaya 55:1-3).
Gerçekten Rab'bimiz "Kendisine yakaranların hepsine karşı eli açıktır"
(Romalılar 10:12).
Tanrı, ruhta yoksul olanların, doğruluğa acıkıp
susayanların hepsini görkemli bir şölene davet ediyor. İçten tövbe edip yüce
Kurtarıcıya bel bağlar mısınız? Bu sonsuz yaşam zenginliğini ihmal etmeyin!
"Sözle anlatılamayan armağanı için Tanrı'ya şükürler olsun!"
(2.Kor.9:15)
MESİH'TE ZENGİNİN YENİ YAŞAM TARZI
Doğru yolda yürüyebilmesi için Mesih'e inanana gereken
her şey verilmiştir. Tanrı, kendisini her yönden hoşnut etmek isteyene gereken
güç ve irade verir. Öyle ki, inanlının hayat amacı Tanrı'yı yüce bir dost
olarak daha iyi tanımaktır. İnanlı, doğruluğu, imanı, sevgiyi, sabrı arzuluyor.
Tanrı, kendi Kutsal Ruh'un meyvesi olan sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat,
iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetim, Mesih inanlısının yaşantısında
gerçekleştirecek (Galatyalılar 5:22-23).
Gerçek Mesih inanlıları kendilerini iyi işlere
adamalarına özen gösterirler. "çünkü biz, Tanrı'nın önceden hazırladığı
iyi işlerin yolunda yürüyelim diye Mesih İsa'da yaratılmış olarak Tanrı'nın
eseriyiz!" (Efesliler 2:10). İnanlı, kurtulmak için değil kurtulduğu için
iyilikte zengin olmaya çalışır. "Eldekiyle yetinerek Tanrı yolunda yürümek
büyük kazançtır" diye düşünerek para hakkında pek kaygılanmaz (1.Timoteyus
6:6). Ekonomik açıdan cömerttir. Çalışkan olup emek vererek güçsüzlere yardım
eder. Mesih inanlıları, İsa'nın "vermek almaktan daha mutludur"
sözünü yürekten benimserler (Elç. İşleri 20:35). Onların yaşam şekli lüks,
konfor, gösterişten uzak, basit ve sadedir. Mesih'in elçisi Tarsuslu Pavlus,
hedefini şöyle anlattı: "Yoksuluz, ama birçoklarını zenginleştiriyoruz.
Hiçbir şeyimiz yoksa da her şeye sahibiz" (2.Korintililer 6:10). Gerçek
inanlılar başkalarının iyiliğini gözeterek onları zenginleştirmek amacıyla
yaşıyor ve başkalarına en iyi, en zenginleştirici şey Tanrı'nın lütfünü
açıklayan müjdeyi duyurmaktır. Bunun için bu müjdeyi tüm uluslara ulaştırmaya
çalışıyorlar. Bunu yaparken, "Mesih'in akıl ermez zenginliğine"
kavuşmuş inanlı, bu dünyada bir yabancı ve konuk olacak. Büyük bir ihtimalle
inancından "gavur" olarak damgalanıp zulmedilecek. Ama Musa gibi
olacak: "Mesih uğruna aşağılanmayı, Mısır'ın hazinelerinden daha büyük bir
zenginlik saydı. Çünkü alacağı ödüle bakıyordu" (İbraniler 11:26). Aynı
şekilde biz de Mesih'teki ebedi zenginlikleri elde edebilmek için bu dünyanın
geçici, sözde zenginliklerini reddedelim. İsa'nın şu sözleriyle bu yazımı
noktalıyım: "Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Göklerin Egemenliği
onlarındır. Benden ötürü insanlar size sövüp zulmettikleri zaman, yalan yere size
karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! Sevinin, sevinçle
coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür" (Matta 5:10-12).
George Bristow
|