KUR'AN İLE İNCİL YAN YANA!
"Kutsal
Kitap'ın Tanrı sözü olma iddiasını çürütebilmek için amansız bir çaba
göstererek Kutsal kitap'a sayısız saldırılarda bulunmaktadırlar. Ama bunun
karşısında Kur'an'ın ortaya çıkış, derleniş ve yayılışı konularında tarihsel
bir inceleme yapılmasına her nedense bir türlü yanaşmamaktadır".
Ülkemizde insanların anayasal düzen içerisinde belirli hak ve özgürlükleri
vardır. Bunlardan biri de din ve vicdan özgürlüğüdür. Her birey istediği inancı
benimsemekte, bu inanç içerisindeki ibadetini yerine getirmekte ve devletin temel
siyasal, ekonomik ve hukuksal yapısı aleyhinde olmadığı sürece bu inancını
özgürce yayabilmekte özgürdür. Buna göre devlet, dinler arasında tarafsız olmalı,
belirli bir dinsel görüşe tanıdığı hak ve desteği diğer din görüşlerine de
tanımalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet ise de, ülkede yaşayanların yüzde doksan
dokuzu gibi büyük bir çoğunluğu İslam dinine mensuptur. Ülkede yaşayan insanların
büyük çoğunluğunun Müslüman olması, bu ülkedeki diğer dinlere mensup
vatandaşların dinsel faaliyetlerinin sınırlandırılması ya da durdurulma sına neden
olmamalıdır.
Türkiye gibi laik ve demokratik bir ülkede, üstelik Türkiye'nin bütünüyle
Hıristiyan ülkelerce oluşturulan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na katılmak istediği bir
dönemde, İslam dini gibi devletin demokratik rejim içerisindeki siyasal, ekonomik ve
hukuksal yapısına karşı alternatif bir şeriat düzeni getirilmesi konusunda hiç bir
dinsel kural ve emir içermeyen Hıristiyanlık inancına yapılmakta olan sınırlama ve
baskıların tamamen kaldırılarak Türkiye'deki insan haklarının işlerlikte
olduğunun kanıtlanması, Türkiye Cumhuriyeti'nin dış dünyadaki itibarının
korunması açısından çok önemli ve yerinde bir uygulama olacaktır.
Son zamanlarda piyasada satılan bazı kitaplar, belli bazı dinsel inanç ve
felsefeleri iyice çürütmektedirler. Bu inanç sisteminin çelişkileri aydınlarca
kabul edilemez içerikteki temel nokta ve kaynakları ortaya koymaktadır. (Bkz. Turhan
Dursun, Tabu Can Çekişiyor DİN BU {İstanbul 1990}; İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın
{İstanbul 1990}. Aslında, bilimsel olarak ortaya çıkarılan bu bilgiler, yeni
değildir. Eleştiriye daha açık ortam ve toplumlarda bu çürütücü gerçekler
yıllardır bilinmektedir.
Ama bir başka hataya düşmemeye de dikkat edilmesi gerek. Bir din ve inanç
sisteminin sahte olduğuna karar verince, tüm diğer din ve inanç sisteminin de sahte
olduğunu öne sürmek hiç doğru değildir. Aslında, mantıklı olarak birbiriyle
çelişen nice dinsel inançların ve felsefelerin hepsi birden doğru olamaz. Bir inanç
sistemi doğruysa aynı konuda ona karşıt öteki sitemlerin hepsi doğru olamaz.
Düşüncemizi aynı mantıkla sürdürürsek, bu inanç sistemlerinden biri, büyük bir
olasılıkla, diğerlerine göre gerçek olabilir. Ve sonuç olarak, öbürleri yalnızca
birer aldatmacadır. Tıpkı sahte paranın ortaya çıkışının, gerçek paranın
varlığına dayanması gibi... Çünkü sahte para gerçeğin yerine geçmek ister. Onu
taklit etmeye çalışır ama gerçekte değeri yoktur. Bu örnekte olduğu gibi, sahte
inanç sistemleri de gerçek sistemin yerine geçmek ister.
İnsanların bir Tanrı'ya inanmaları doğaldır. Tüm toplumlarda bu gerçek bir
gereksinimdir. Tanrı'yı bulmak isteyen bir kimse,, kendi yetiştiği ortamda
benimsenmiş dini inancın doğru olmadığı kararına varınca, gerçeği araştırarak
bulmalıdır. İsa Mesih İnancı'nı, tarihsel ve bilimsel açılardan tarafsızlıkla
inceleyen ve düşünen insanlar olarak, sizi, körü körüne inanılmış başka
inançlara değil, insanı doyurucu ve gerçeklere dayalı bir yaşama davet ediyoruz.
Bütün İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de şu yaygın, ama ne yazık ki
yanlış inanç vardır. "Yüce Allah, insanlığa dört hak kitap indirmiş. Bunlar
Hz. Musa'ya indirilen TEVRAT. Hz. Davud'a indirilen ZEBUR, Hz. İsa'ya
indirilen İNCİL ve son olarak da Hz. Muhammed'e indirilen KURAN- KERİM’ dir.
Bunlardan ilk üçü Yahudi haham ve Hıristiyan papazlar tarafından değiştirilerek
bozulmuş ve geçerliliğini kaybetmişlerdir. Kur'an ise ilk indirildiği gibi
sağlam ve güvenilirdir ve hep aynı kalacaktır. vs."
Eminim bu öğretiyi ta ilkokul günlerinden aldınız ve bu konu aklınızda hep bu
şekliyle yer etti. Aslında bir çoğumuz Kutsal Kitap’ı (Kitabı
Mukaddes—Tevrat, Zebur İncil’in üçünü bir arada) ne gördünüz, ne de
okudunuz. Konuyla ilgili bilgileriniz hep başkalarından gelmekte ve siz belki de konu
üzerinde kendiniz hiç bir araştırmada bulunmadınız.
Bilgisizlikten kaynaklanan böyle bir inanış, önyargılarla milyonlarca
Müslüman’a bile bile yanlış öğretilmektedir. Elbette, bir dinin diğer dinlere
karşı kendi inanç ve niteliklerini övmesi doğaldır. Ama bunu yaparken bu
görüşleri sağlam ve güvenilir kanıtlarla da desteklemesi gerekir.
Yüce Tanrı'nın ebedi sözleri üzerinde dururken birey tüm önyargı ve
saplantılardan uzaklaşmadıkça, Tanrı'nın gerçek sesini şeytanın sesinden ayırt
edemez. Okuyucudan konuya girmeden önce Türkçe bir Kutsal Kitap ya da en
azından bir İncil edinmesini önemle rica ederim. Çünkü insan eline hiç
almadığı, görmediği ve tarafsız bir şekilde incelemediği İncil (ya da
herhangi diğer bir eser) konusunda," Bu böyledir, şu şöyledir" şeklinde
bilgisizce düşünceler öne sürerek, konuyu bilenler karşısında kendini küçük ve
cahil durumuna düşürmemelidir. İnsan, kim olursa olsun, konuya tarafsız ve
önyargısız yaklaştığı sürece, sadece Kutsal Kitap'ın değişmezlik ve
geçerliliğini görmekle kalmayıp, aynı zamanda Kur'an’ı da tarafsız bir
şekilde incelemeye alarak Kur'an'ın Tanrı sözü olma iddiası konusunda hiç
beklemediği bir sonuçla karşı karşıya gelebilecektir.
Bu yazımızda, Kur'an ve Kutsal Kitap’taki şüpheli ayet ve metinler,
paralel ayetler ve Kur'an’ınKutsal Kitap’a verdiği destek konuları üzerinde
duracağız.
Bu incelemenin her birinize yararlı olması ve Tanrı'nın İsa Mesih'te tüm
insanlığa sunduğu ebedi kurtuluş armağanına kavuşmanızda rol oynaması en büyük
dileğimizdir.
Kur’an ile Kutsal Kitap Arasında Karşılaştırmalı Bir
Çalışma
Hıristiyanlar (Mesih İnanlıları da diyebiliriz) kendi kutsal yazılarının doğru
ve geçerli olup olmadıklarını anlayabilmek için, bunları bizzat çok yakın ve titiz
bir incelemeye tabi tutarlar. Tevrat, Zebur ve İncil'den oluşan Kutsal
Kitap'ın Tanrı'nın esini olduğuna gözü kapalı inanmaya yanaşmazlar. Tersine,
bu kitapların yazılış biçimlerini ve içeriklerini kılı kırk yararcasına
araştırır ve bunların gerçekten de Tanrı'nın esini olduğuna tecrübe yoluyla
inanmak isterler. Bir Mesih İnanlısı (yani Hıristiyanlığın özünü benimseyen bir
kimse) doğal olarak böyle bir sonuca dürüst bir şekilde ulaşmak için yalnızca
Hıristiyan inançlarını destekler gözüken gerçekleri değil, aynı zamanda bu
inançları ciddi bir şekilde eleştirir gözüken karşı düşünceleri de göz
önünde bulundurmaya hazır olmalıdır. Var olan delilleri samimi bir şekilde
değerlendirdikten sonra Kutsal Kitap'ın gerçekten de Tanrı'nın değişmez ve
ebedi sözleri olduğuna ikna olmuş ise, o zaman haklı olarak, varmış olduğu sonucun
adil ve doğru bir sonuç olduğuna gönül rahatlığıyla inanabilecektir. Böylesine
zengin ve engin bir iman güvencesi, peşine Tanrı sözü olduğuna inandığı bir
kitaba karşı olan delillere tarafsızca yaklaşmaya gönüllü olmayan bir yüreğe asla
gelmez!
Ama bunun karşısında tecrübelerimizden biliyoruz ki, Müslümanlar, sürekli olarak
Kur'an’ı Kerim'in ortaya çıkış ve derlenişi konularında kesinlikle sağlam
ve güvenilir olduğunu, bu konunun inceleme altına alınmasının günah olacağına
inanmaktadırlar. Oysa bir Mesih İnanlısı’nın kendi Kutsal Kitap’ın,
sağlamlığı ve güvenirliği konularındaki tüm saldırılara dayanmadığı sürece,
geçerli nitelikte Tanrı sözü olarak hürmet görmeyebilir. Ama bu kişi Kutsal
Kitap'ın, üzerine yöneltilen her çeşit saldırı ve lekelemeleri bertaraf eden
çelik bir kalkan gibi sağlam olduğunu bir kez ortaya çıkarınca, o zaman bu kitabın
Tanrı'nın gerçek sözleri olduğuna temiz bir vicdanla güvenecek ve bu koşullarda
kendi kutsal yazılarının Tanrı'dan gelmiş olduğuna inanmada çok daha geçerli
nedenleri olacaktır.
Hıristiyanlar, Müslümanların Kur'an'ın yetkisini aynı şekilde
değerlendirme ve sınama altına almasındaki isteksizliklerine üzülürken, bir de
Müslüman yazar ve konuşmacıların işlerine geldiğinde hiç tereddüt etmeden Kutsal
Kitap’ı suçlayıp yerin dibine soktuklarını görerek bir o kadar daha
üzülmekte ve gerçekçilikten uzak böyle bir tutumdan bütünüyle rahatsız
olmaktadırlar. Böyle kişilerin, Kutsal Kitap'ın Tanrı sözü olma konusunda
hiç çekinmeden ve şiddetle saldırılarda bulunduklarını, ama aynı yöntemi Kur
'an üzerinde uygulamalarını istendiğinde nasıl geri çekildiklerini dünya tarihi
sayısız örnekleriyle göstermektedir.
Bu noktada, Müslümanların Kur’an’a bakış açısı ile, Mesih
İnanlıları’nın Kutsal Kitap’a bakış açısı, arasındaki önemli farka
dikkat çekmek yararlı olur. Bütün bilgili Müslümanlar Kur’an'ın bütün
sözlerinin İslam peygamberi Muhammed'e melek Cebrail tarafından teker teker
yazdırıldığına, Kuran'da Allah'ın ölümsüz sözlerinin bulunduğuna ve bir
aynısı nasıl her zaman cennette de saklıysa, Arap dilinde bugüne kadar bizim için
saklandığı hakkında aynı görüştedirler. İşte, Kuran'ı anlayışın bu
mutlaklığı ve taassubundan ve bu mutlak bakış açısının, bütün Müslüman
imanının ana temeli olduğundan ötürü, hem tarihsel ve hem de modern bilim çağında
bile, Kur'an’ın, kaynaklarının ya da hakikiliğinin eleştirisel olarak
sorgulanmasını, Müslüman bilginleri için düşünülemez bir şey yapar. Hatta, Kur'an'ın
mutlak doğruluğuna yönelik herhangi ciddi bir sorgulama bile, İslami inancın üzerine
kurulu olduğu sistemi bütünüyle yok eder.
Bunun içindir ki, Şeytani Ayetler gibi, Kur'an'daki bir çok ayeti
sorgulayan bir romana bile, İslamcı yetkililerce, imana karşı saldırıda bulunuyor
gözüyle bakılmıştır. Bu yüzden eski müftü Turan Dursun'un, İslam dininde hayal
kırıklığına uğradıktan sonra, eski bir Müslüman yetkilisi olarak, İslam
peygamberi Muhammed karşıtı, bilgece ve açıkça eleştiri yazılar yazmaya
başladıktan sonra, öldürülmesimesi hayret edilecek bir şey değildir. (Bkz. Tabu
Can Çekişiyor —DIN BU—Sistem Yayıncılık 1990).
Açıkça görülüyor ki, Kur'an'a yönelik bu eleştiriler doğru ise,
Müslüman imanı, temeli olmayan bir ev durumuna düşüyor ve güvenlilik ve kesin
gerçeği yönünden kendini tavsiye ettirebilecek çok az şeyi kalıyor.
Öbür yandan, Mesih İnanlıları'nın (Hıristiyanların) Kutsal Kitap'a bakış
açısı epey farklıdır. Mesih'e inanananların imanlarının temeli, Kutsal
Kitap'ın varlığı ya da doğruluğu üzerine değil, İsa Mesih'in yaşamı,
ölümü ve ölümden dirilişi üzerine kurulmuştur. Hiçbir saygın Hıristiyan
yetkili, Kutsal Kitap'ın sözlerinin bir aracı vasıtasıyla bile olsa, Tanrı
tarafından değişik peygamberlere teker teker yazdırdığına inanmaz. Bütün
Hıristiyanların aynı fikirde olduğu konu, Yüce Tanrı'nın değişik çağlarda,
Tanrı'nın insanlıkla olan bağlantısının tarihini yazmış olan ve kendisini izleyen
özel kişileri seçmiş olduğudur.
Tanrı’nın Kutsal Ruhu etkisi altıda, bu kişiler, aynı zamanda, nasıl
yaşamamız gerektiği ve kendisiyle nasıl ruhsal ve yakın bir ilişki kurabileceğimiz
hakkında Tanrı'nın çeşitli öğreti ve direktiflerini kaleme almışlardır.
İçten Hıristiyanların çoğu Tanrı’nın Kutsal Kitap 'ın çeşitli
bölümlerinin yazarlarını doğa üstü bir biçimde etkilediğine ve yüzyıllar
boyunca bu yazıları koruduğuna ve bundan ötürü, bugün elimizde olan yazıların ilk
dökümanları tam bir doğrulukla yansıttığına inanırlar. Bu yüzden Kutsal
Kitap'a sık sık, "Tanrı’nın Sözü adı verilir. Buna karşın, bütün
Hıristiyanlar, Kutsal Kitap yazılarda aynı zamanda insansal bir öğe olduğunu
da kabul ederler. Hatta, Tanrı, genellikle dünyadaki doğal düzen aracılıyla
işlemeyi seçer, öyle ki, Kutsal Kitap insansal ve yüce öğelerin, bir
karışımıdır.
Şunu söylemek gerekir ki, hiç bir Hıristiyan ya da Musevi bilgin, Kur'an'ın
Muhammed'e verildiği şeklindeki Müslüman öğretisi gibi, Tevrat’ın Musa'ya,
Zebur'un Davud'a ve İncil’in de İsa'ya verilmiş olduğu fikrini kabul
etmemiştir. Hatta Hıristiyanlar İsa'nın herhangi bir şey yazmış olduğuna asla
inanmamışlardır ve bunun zaten tarihsel olarak hiç bir kanıtı da yoktur. Bütün
tarihçiler, bu öğretinin (yani, İsa'nın bir kitap yazdığı öğretisinin) İsa
öldükten 600 yıl sonra, Hz. Muhammed ile ortaya çıktığı gerçeği üzerinde
hemfikirdirler. Bütün tarafsız tarihçilerle birlikte, Hıristiyanlar da, birinci
yüzyıldan itibaren kabul edilen, tek meşru İncil'in, İsa'nın kendisi tarafından
değil de, öğrencileri tarafından yazıldığı, gerçeğini kabul etmişlerdir.
Bütün bunları söyledikten sonra, Kutsal Kitap'ın bütün Hıristiyanlar
için hala son derece önemli olduğunu hemen vurgulayalım. Bu yüzden, Kutsal Kitap,
bütün dünyada en çok okunan ve tercümesi yapılan kitaptır. Hıristiyanlar şuna
iyice inanırlar ki, insan, Kutsal Kitap'ı okuyup etüt ettikçe ve üzerinde
derin derin düşünerek bilgilerini arttırdıkça, Tanrı'nın Kutsal Ruh'u da,
geçmişin derslerindeki örneklerde olduğu gibi kendilerine özel bir şekilde konuşur.
Tanrı ve sonsuza dek geçerliliğini koruyan ruhsal gerçekler hakkındaki bir çok
öğreti, sadece Kutsal Kitap'ta yer alır. Onun için, onun bu özel konumundan
ötürü, Hıristiyanlar, Kutsal Kitap metnini aslına sadık kalarak tercüme
etmeye, ve eski yazıları korumaya büyük bir özen göstermişlerdir. Çok sayıda
kitap ve incelemeninde kesin olarak gösterdiği gibi, Kutsal Kitap'ın güncel
çevirileri, çeşitli peygamberlerin eliyle yazılmış olan esas yazıları, doğru
olarak yansıtır. (Bkz Elimizdeki Incil Sağlamdır. İstanbul 1990; M.A. Moran )
Günümüzde İslam dünyası Kutsal Kitap’ın Tanrı sözü olma iddiasını
çürütebilmek için amansız bir çaba harcamakta ve Kutsal Kitap’a sayısız
saldırılarda bulunmaktadır. Ama bunun karşısında Kur'an'ın ortaya çıkışı
derlenişi ve yazılışı konularında tarihsel bir inceleme yapılmasına her nedense
bir türlü yanaşmamaktadır. Böylesine dengesiz bir yaklaşım, insanı peşin
hükümlü bir sonuca götürecektir. Müslümanlar genellikle bu yöntemin sonucu olarak,
Kutsal Kitap'ın değiştirilerek bozulduğuna, Kur'an’ın ise her
yönüyle mükemmel olup Tanrı sözü denmeye yaraşan tek kitap olarak kaldığına
inanmaktadırlar. Bu yönde başvurulan yöntemler, açıkça söylemek gerekirse, kuşku
vericidir. Çünkü Kutsal Kitap'ın değil, Kur’an’ın Tanrı sözü
olduğu sonucuna eldeki delillerin adil ve doğru bir şekilde incelenmesiyle değil de,
peşin hükümle varılmış olduğu gayet belirgindir.
Bu araştırmadaki amacımız eldeki tüm verileri sadece Kutsal Kitap'a (Tevrat,
Zebur, İncil) saygınlık ve sağlamlığı açısından değil, ama aynı zamanda Kur’an’ın
da saygınlık ve sağlamlığı açısından inceleme ve tamamen savunmaya yöneliktir.
Bu araştırma yoluyla, sözü geçen Müslüman yazar ve okutmanların tek taraflı
taktikleriyle Kutsal Kitap hakkında ortaya çıkardıkları yanlış bilgileri
ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Müslüman okuyucularımızın Kutsal Kitap'ın
ortaya çıkış konusu üzerinde durdukları kadar Kur’an’ın ortaya çıkış
ve derlenişi konuları üzerinde de aynı heves ve ciddiyetle durmaları ama bu konu
üzerindeki kendi inançlarını doğrulamak için değil de, hangi kitabın Tanrı’nın
gerçek sözleri olduğunu keşfetmek için yapmaları en büyük dileğimizdir.
Kur’an ile Kutsal Kitap açık bir görüş ve tarafsızlıkla
incelendiğinde, Tanrı, samimiyetle araştıran yüreğe, hangi kitabın hakikati olduğu
gibi yansıttığı bilgisini gösterecektir. Kur' an'ın Tanrı'nın değişmez
sözü olduğu iddiasını şüpheye düşüren, sadece Hadislerdeki deliller değil,
bizzat Kur’an’daki delillerdir. Bu delilleri göz önünde tutarak dürüst ve
tarafsız bir inceleme yapan hiçbir Müslüman’a, Kur'an'ın Tanrı'nın
sözleri olduğu güvencesi gelmeyecektir.
Yıllardan bu yana Kutsal Kitap’ın giivenirliği üzerinde sayısız
saldırılara hedef olduysak da, aynı tavırı takınarak Kur’an’a karşı bir
misillemede bulunmak istemiyoruz. Bizim isteğimiz, sadece hem Kur’an’ın hem
de Kutsal Kitap'ın metinsel tarihini doğru, adil ve tarafsız bir şekilde
incelemektir. İncelememiz sırasında kitaplardan birine uygulanan yöntem, hiç
değiştirilmeden ötekine de uygulanacaktır. Kıyamet gününde yanlış yolda
yürümüş olduğumuzu keşfederek utanmayalım diye, Yüce Tanrı’nın hem
Müslümanlara hem de Hıristiyanlara şimdiden açıklık ve aydınlık vermesi
dileğiyle bu çalışmamızı Rab'bin ellerine emanet ediyoruz.
Kur'an ve Kutsal Kitap'ta Farklılık Gösteren Ayetler
Müslümanların yaptıkları en sık itirazlardan biri, Kutsal Kitap'ın
çeşitli dillere yapılan tercümelerinde birbirlerinden farklı gözüken ayetlerin
bulunmasıdır. Buna karşın günümüzdeki Kur'an'la İslam peygamberi ve yanındakilere
ilk verildiği zamanki Kur'an'ın aynı Tanrı Sözü olduğu konusu, söz konusu
inancıda destekleyici bir kanıt bulunabilmesi amacıyla ileriye atılmıştır. İslam
çevrelerince bu yaygın tavır, bizim görüşümüze göre Tanrı Sözü'nü belirlemede
tamamen kusurlu ve yanlış bir tutumdur. Kutsal Kitap'ın içerisinde farklılık
gösteren birçok ayet bulunduğu, ama Kur'anda bu gibi şeylerin hiç bulunmadığı
iddiası gerçekte doğru bile olsa, bu, Kur'an'ın Tanrı'nın gerçek Sözü olduğunu
hiçbir şekilde kanıtlamaz! Bir kitap başlangıçta Tanrı Sözü değilse, yayılması
ve günümüze kadar değişmeden aynı kalması istediği kadar güvenilir olsun, bu onu
Tanrı Sözü yapamaz! Ama bir kitap ilk ortaya çıktığında gerçektende Tanrı Sözü
ise, birkaç önemsiz farklılık ve el ile yazılarak çoğaltılırken yapılmış
olabilecek önemsiz birkaç hata, kitabın içerisinde bulunan ayet ve öğretişlerin
ilahi yetkisini sonuçta hiçbir suretle iptal edemez! (Özellikle bu hataların neler
olduğu teşhis edilebiliyor, hatta hakikileriyle karşılaştırılabiliyorsa ve söz
konusu bu önemsiz hatalar kitabın genel mesaj ve etkisini bir bütün olarak hiçbir
anlamda değiştirmiyorsa.)
Bugün elimizde bulunan Kutsal Kitap tercümelerinde bazı ayetlerin
birbirlerinden farklı olduklarını (ve bunların Kutsal Kitap'ın bazı
tercümelerinde dipnot olarak sıralandığını) kabul ediyoruz. Ama şimdiye kadar
hiçbir Müslüman bunların Kutsal Kitap'ın duyurduğu haberi bir bütün olarak
ne ölçüde etkilediğini gösterememiştir
İslam dini, Hz. Muhammed'den önceki İsa Mesih de dahil olmak üzere bütün
peygamberlerin inanış, düşünce ve duyurdukları haberde Müslüman olduklarını
öğrettiğinden, Müslümanlar, sadece temel Hıristiyan öğretişleriyle uyuşmakla
kalmayan, ama aynı zamanda bu öğretişlerin aşikar kaynağı olan Kutsal Kitap
'ın (Tevrat, Zebur, İncil) bir İslam kitabı olmayıp bütünüyle bir
Hıristiyan kitabı olduğunu keşfedince, Kutsal Kirap’ın değiştirilmiş
olması gerektiğini ileri sürmeye kendilerini zorunlu hissetmişlerdir. Gerçekten Kutsal
Kitap’ın öğretisi İslam değil de Hıristiyanlık oluşu, Müslümanların,
Tevrat ve İncil bozulmuştur, değiştirilmiştir, batıldır,
hükümsüzdür" şeklindeki çeşitli söylentiler çıkarma ihtiyacını
hissetmelerine neden olmuştur. Ama böyle bir iddianın doğruluğunun kanıtlanabilmesi
için Kutsal Kitap’ın baştan sona değiştirilerek Tanrı'dan gelen ilk
şeklinin yerine konulmuş sahte bir kitap olduğunu gösteren delillerin (eğer varsa!)
gün ışığına çıkarılması gerekecektir. Çünkü Kutsal Kitap 'ın öğretisi
daima kendi içerisinden çıkarak gelişen Hıristiyanlık öğretisi ile Tanrı bir uyum
içerisinde olmuştur ve bu nedenle ne Musevilikle, ne de Hıristiyanlıkla bir ilgisi
olmayan temel İslam öğretişlerinin Kutsal Kitap’ın öğretileriyle aynı
doğrultuda olduğu iddiası hiçbir şekilde ileriye sürülemez. (Dikkat edilmelidir ki.
İncil, Tevrat’ı ve Zebur’u desteklediği, gibi onlarda İncil ile
çatışmayıp desteklerler. Bu yüzden Mesih İnanlıları (Hıristiyanlar) bir bütün
olarak Tevrat’ı, Zebur’u, İncil’i kapsayan Kutsal Kitap’ı kullanırlar). |
"Ben iyi çobanım" diyen . . . İSA
. . . ile ilgili bilgi edinmek isterseniz aşağidaki adrese yazın:
P.K. 52 Beşiktaş-Istanbul
Veya e-posta (kapsam@kapsamgazetesi.com)
gönderin.
|
|