|
KÖLELİK
Kölelik, İnsanlık tarihi kadar eskidir. Çok değil
150 yıl önce köleliğin korkunç etkilerini göz önüne getirmek,bizim
gibi 20. yüzyıl insanı için güçtür.
Çeşitli
uygarlıkların kölelik karşısındaki durumlarını incelemek bizi
ilginç sonuca götürür. Örneğin eski Yunan ve Roma İmparatorlukları'nda
kölelik yaşamın doğal bir özelligi sayılıyordu. Suriye,Pontus,Lidya,Galatya
ve özellikle Trakya, Hellenizm çağındaki Yunanistan için köle sağlanan
ülkeleri Aristo, köleliğin gerekli ve doğal olduğuna inanıyordu. Platon kanunları'nda utandırıcı olsa
bile köleliği gerekli sayılıyordu. Kölelere yapılan uygulamaları
kınıyor, fakat bir sınıf olarak onları aşagılayan duygularıda haklı
görüyordu. Roma İmparatorluğu'nda köleler toplu halde alınıp satılırdı.
Örneğin,Epir'de
(Yunanıstan'da bir eyalet) Aemilius Pavlusun zaferinden sönra
150,000 köle satılmıştır. Julius
Sezar Galya'da 63,000 köleyi bir seferde
sattı. Tarihçi balair'in yazdıgına
göre Yunanistan'ın Fethiyle (M.Ö.
146 ) Alexander Severus'un egemenliği arasında.(M.S,222-235) kalan zaman
içerisinde kölelerin özgür insanlara oranı 3/1 idi. Buna göre İmparator
Claudius zamanında İtalya'da yaklaşık 21 milyon köle vardı.
Roma
İmparatorluğu'nda kölelerin durumu yer yer değişiklik gösteriyordu. Çoğu yerlerde köleler,insanlardan çok
bir eşya gibi işlem görüyorlardı. Arenalarda sık sık vahşi hayvanlarla
dövüştürülürlerdi. Augustus zamanında yaşamış olan Vedius Pollio,
çok basit hatalardan dolayı içinde bofa balıkları havuza diri diri
atıldı. Bununla beraber M.S. 2 yüzyılda kölelerin durumlarında
iyiye doğru bir gidiş görülüyor.
Hıristiyan düşüncelerinin Roma İmparatorluğu'nda yayılması
bu iyiye gidişi hızlandırdı. İlk adım olarak çocuklarının satılmasını
önledi, kitle halinde köle kaçırmaya kalkanlara ölüm cezası kondu
ve kölelerin vahşi hayvanlarla dövüştürülmesi yasaklandı.
Tarihçi
jhon İngram, Encyclopaedia Brittanica'da
şöyle yazar: ''Hıristiyanlığın yarattığı inançlar ve duygular, o
devrin köle sınıfına karşı daha insancıl bir uygulamaya önayak olduğu
gibi daha sonra köleliğin kaldırılmasınada neden oldu. Buna rağmen,Roma
imparatorluğu'nda kölelik hiçbir zaman kökten kaldırılmadı.
Orta
doğu'da kölelik ilk çağlardan beri kabul edilmiş bulunuyordu. Firavunlar devrinde Mısırlılar, siyah
Afrika'lıları tutsak ve köle olarak kullanmaya başladılar. Bazı Mısır anıtlarında siyah kölelerin
nasıl çalıştırıldığını betimleniyor. Fakat bernard Lewis'in yazdığı
gibi; ''Köle ticaretinin siyah Afrikalıların Akdeniz ve Orta doğu
ülkelerinde çalıştırılmak üzere toplu halde ihraç edilmesi, öyle
görülüyor ki Arapların ilk dönemleriyle başlar'' (1) İslamiyet'in
ilk zamanlarında sıyah kölelerin toplum yaşamının bir parçası sayıldığını
bugün çoğu Topkapı Sarayı Müzesinde saklı bulunan bu dönemin yazılı
eserlerinde açıkca görüyoruz. Arapca yazılmış yapıtlar arasında,
özellikle şiir alanında siyah kölelerle ilgili yazılar 8. yüzyılda
ağılık kazanıyor. Adı abü Dulama olan siyah bir köle (776'larda öldüğü
sanılıyor), ilk Abbasi halifeleri zamanında sarayın şairi ve
meddahı olmuştu. Kendi ırkdaşları için şöyle diyordu: '' Renklarimiz
aynı, yüzlerimiz siyah ve çirkin adlarımız utanç verici''(2). Köle
olduklarından dolayı Afrika kökenli insanlara karşı o dönemde
güçlü önyargıları vardı. Klasik Arap edebiyatının ünlü yazarlarından
Basralı Jahiz (776-869), özel bir denemesinde kölelik sorununu tümüyle
konu ediyor. Deneme siyahları savunmak amacını güdüyordu. Bununla birlikte Jahiz, başka yazılarında kendini
önyargılardan kürtaramadığını gösteriyor. Örneğin, Kitap al-bukhala
adlı yapıtında şöyle der Jahiz: İnsan türünün, düşünme ve kavrama
yateneği en az olanı zenciler olduğunu biliyoruz.Bunlar davranışlarının
da sonuçlarını en az anlayabilenlerdir.(3)
İslamda Kölelik
Dahasonra gelen yazarlar,köleliğin İslam kültürünun bir parçası olarak
kabülünü anlatır. Büyük düşünür ve hakim İbni sina(980-1037), Deva
Kitabı adlı yapıtın son bölümünde ideal İslam devletini anladığı
şekliyle çizer:'' Ütopya'da bile birileri kaba ve kirli işleri yapmak
zorunluluğundadır. Tanrı kendi bilgeliği ile bunu sağlar. Tanrı,aşırı
sıcak ve aşırı soğuk bölgelerde doğal olarak köle olan ve üstün işleri
beceremeyenleri yerleştirdi: Örneğin Türkler ve komşuları kuzeyde,
siyahlar da Afrika'da,''der,
Avicenna.
9 yüzyıllardan sonra Arap ve diğer Müslüman yazarlar köle hareketleri
hakkına bugüne ulaşan bilgiler bıraktılar. ''Siyasi köleleri ihraç
ediyorlar,'' der Yakubi (9.yüzyıl). '' Bu köleler Mira Karuwa,Zaghawa
ve diğer siyah kabilelerdendir. Siyah kralların karşı koymadan siyahları
sattığını duyuyorum''(4) ''' Zencilere,' der Mutahhur ibni ithal
ediliyor; onlardan altın, köle ve hindistan cevizi alınıyor'' (5). Başlangıçta köle için kullanılan ''abd'' sözcüğü ilginçtir. Bu sözcük zamanla
yalnız siyah köleler için kulllanıldı ve sonunda, köle olsun veya
olmasın, bir çok Arap lehçelerinde ''siyah adam'' anlamında kullanıla
geldi.
Roma
İmparatorluğu'nda olduğu gibi, İslam ülkelerinde de kölelerin
içinde bulundukları koşullar çok değişti. Her şeyden önce siyah ve
beyaz kölelerin arasında belirgin bir ayrım vardı. Büyük İbni Haldun'un
14. yüzyılda yazdığı gibi: ''Aşağı dercedeki İnsanlıkları ve hayvan
türüne yakınlıkları nedeniyle, köleliği benimseyen insanlar
yanlız zencilerdi. Başka kişiler, örneğin, doğudaki Memluk Türkleri
ve İspanyada'da devletin hizmetine giren Frebkler Galiçyalılar,
köleliği, üstün bir düzeye, bir güce veya zenginliğe ulaşmak için
benimserler.'' Beyaz köleler, özellikle kadınlar, daha çok pahalıydı.
Merkezi
İslam ülkelerinde siyah köleler en çok iç hizmetlerde çalıştırılıyordu. Harem ağaları çoğunlukla onlardandı.
En kötü durumda olanlar maden ocaklarında çalışanlardı.: Örneğin yukarı Mısır'ın Allaki altın
ocaklarında calıştırılanlar. Yakubi'ye göre, ''Buralarda oturanlar,
tüccarlar ve diğerleri, madenleri işleyen kölelere sahiptir''
(6). Sahra'nın tuz ve bakır ocaklarında hem erkek, hem de kadın köleler
beraber iş görüyorlardı (7). Doğu Afrika'dan ihraç edilen onbinlerce
siyah köle Basra'nın tuz yataklarında çok güç koşullar altında çalıştırılıyorlardı.
O günlerden kalan belgelerden öğreniyoruz ki, bu köleler, ''birkaç
avuç dolusu un irmik ve hurma ile besleniyordu. '' Köleler bir kaç
kez ayaklandılar başarıya ulaştıklarıda oldu. En uzun ayaklanma onbeş
yıl (868'deb 883'e dek) sürdü ve bir ara Bağdat Halifeliğini ciddi bir
tehdit altında bile bıraktı (8). Gerçekte köleler, daha çok Halife'nin
sarayında çalıştırıldı. 10. yüzyilin başlarında Bağdat'taki Halife
Sarayına ait bir yazıda 7,000 siyah ve 4,000 beyaz hadımlar azaldıgı
için fiyatları da arttı. Kölelerden orduda da geniş ölçüde yararnalındı.
Çoğunlukla beyazlar alınırdı orduya. Oysa Müslüman Mısır'ın ilk bağımsız
yöneticisi Ahmet b.Tulun (ölüm 884), silahlı kuvvetlerinde siyah
kölelere büyük yer vermişti. Öldüğü zaman diğer zenginliklerinin
yanında 24,000 Memlük ve 45,000 siyah kölesi olduğu söyleniyor (10).
Fatimi halifesi'nin ordusunda siyah kölelerin büyük rölü vardı.
Son Fatimi Halifesi el Adid zmanında siyahlar büyük bir güç kazanmışlardı.1169'da
Halife'nin ünlü veziri Selehattin, siyah hadım şefinin kendisine
bir süikast düzenlediğini öğrenince, onu yakalatıp başını kestirdi
ve yerine beyaz bir hadım getirdi.
Kahire'deki siyah ordu birlikleri bunu
duyunca savaşa hazırlandılar. Ağustos-un sıcak günlerinde Selahattin'in
ordusuna karşı 50,000 kişilik bır güçle savaşan siyahlar sonunda
yenildiler. Siyah kölelerin İslam ordularında yer alması 19.yüzyıla
kadar sürdü Fas sultanı Mevlevi İsmail )1672-1727), 150,000 kadar siyah
kölesi arasında savaşcı birliklerini seçip yetiştirmişti.
Batı'da Kölelik
Batı ülkelerinde köleliğin başlangıcı14.ve 15.yüzyıllarda başlayan sömürgecilik dönemine rastlar Kölelik
ilk önce 1442'de İspanyol sömürgelerinde
çok ufak çapta başladı. Fakat çok
geçmeden İngiliz köle tüccarları, İspanyol sömürgelerinin ihtiyaçlarını
karşılamak için Afrika'da iş alanları açtılar. Köleliğin İngiliz
sömürgelerine de geçmesi gecikmedi. 1619'da Afrika'dan Amerika'ya Köle satışını
yürütmek üzere bir Afrika şirketi kurulmuştu. 1680-1700 yılları arasında
190,000 zenci bu şirket tarafından, 160,000 kadarı da özel maceracılar
tarafından Afrika dışındaki ülkelere satılmıştı. 18.yüzyılın
sonlarına doğru yanlız İngiliz sömürgelerinde
700,000 köle vardı. Bunların 350,000 kadarı Jamaica'nın şeker kamışı
tarlalarında çalışıyordu. Kölelik o dönemde de yayılmıştı Örneğin,
Fransa,İspanya,Portekiz, Hollanda ve Rusya'nın sömürgelerinde.
İslam
ülkelerinde olduğu gibi bu sömürgelerde de köleler çok kötü koşullar
altında çalıştırıldı. Yüzyılın ünlü hukukcusu James Stephen anılarında
şöyle yazıyordu. '''Korkunç köle ticareti dörtte birini cehenneme
çevirdi.'' Afrika'nın sessis köylerine yapılan gece baskınlarıyla
erkekler ve kadınlar zorla kıyılara sürükleniyor, hayvanlar gibi
pis kokulu gemi ambarlarına dolduruluyor ve Atlantik üzerinden
Amerika'ya götürülüyorlardı. Atlantik adalarına yapılan yolculuklar
sırasında kölelerin 1/8'inin öldüğü bildiriliyor. Jamaica'da yüzde
beşi limanda veya satıştan önce ölüyordu. Buna göre, Afrika'da gemilere
bindirilen her yüz köleden ancak 50'sinin güçlerinden yararlanılabiliyordu.
Kölelerin
çalışma koşulları için ancak '' korkunçtu '' denebilir. Yasalar, ürün mevsiminde kölelerin
günde 19 saat çalıştırılmasına veriyordu. Sıra halinde dizilen köleler, düzenli
çalışmaları için sürekli olarak kırbaçlanılıyordu.Yeteri kadar
hızlı çalışmayanları, eve döndükleri zaman her vuruşta kan akıtan
daha ağır kırbaçlar bekliyordu. O zaman bir çiflik yöneticisinin
güncesinden şu aktarma, bu insanlık dışı uygulamalar, hakkında
bir fikir verebilir: ''Haziran 7, Priscilla 39 defa kırbaçlandı.
Bahçeden biraz biber aldık, biberleri sıcak suya bıraktıktan sonra Priscilla Domingo'yu yıkadık (12). ''Bütün bunlara karşı köleler başkaldıramıyorlardı,
çünkü yasal hiç bir hakları yoktu:
Tembel, inatcı, tehlikeli fakat şeker tarımı için çok gerekli.18.Yüzyılın
sonlarında Avrupanın sömürge imparatorluklarındaki durum buydu.
Köle sayısının en çok yüksek düzeyde olduğu bu sırada İngiltere'de
köleleliğe karşı savaş açıldı.
Köleliğe
karşı savaş
Bütün
dünyada köleliğe karşı savaştan söz edildiği zaman William Wilber
force'un adı da hemen akla gelir. Bununla beraber bir çokları onun
geçmişini ve yaptığı reformlarda kendisine bu gücü veren şeyin ne
olduğunu bilmiyorlar. Wilberforce,
1780'de henüz 21 yasındayken parlementoya girdi. O zamanın başbakanı William Pittt'in de yakın arkadaşıydı. William Pitt,Wilberforce'i yüzyılın en
büyük konuşmacısı sayıyordu. Parlementoya
girdikten dört yıl sonra daha çok Cambridge'de Queen's College'in başkanı
İsaac Milner'in etkisiyle Wilber force, gerçek bir Hıristiyan oldu.
O çağda bir çok kişi genel anlamda kendini Hıristiyan kabul ediyordu.
Büyük çoğunluk için sadece bir gelenek sorunuydu bu. O zaman da bugün olduğu gibi ismen Hıristiyanlar
çoğunluktaydı. Gerçek bir Hıristiyan, yaşamının tümünü İsa Mesih
aracılığıla Tanrı'ya
adayan ve İncil'in ilkelerini yaşamına uygulayan kişidir. Wilberforce, bu anlamda Hıristiyan olmuştu. O yaşamının akışını değiştirebilecek
büyük bir adamdı.
Wilberforce Londra'nın yakınında,Clapham'da
oturuyordu. Aynı köyde oturan yakın komşuları ve arkadaşları arasında
son derece sözü geçer bir kaç kişi vardı. Bunlardan Doğu Hindistan
şirketi başkanı Charles Grant, Sierra leone Valisi Zachary Macaulay, Hindistan'da beş yıl
genel valilik yapan lord Teignmouth,u sermayeci ve parlemento üyesi
Henry Thonton'u sayabiliriz. Bütün bu adamlar İsa Mesih'te derin inancı
paylaşıyorlardı. 18. Yüzyılın başında
başlatmış bulunan sosyal reformlar üzerindeki etkileri öylesine
büyük olduki, ''Chapham topluluğu ''diye tanıma geldiler. Hüseyin Tüfekçi
|