|
6 - 7 EYLÜL OLAYLARI
Ülkemizde
yaşayan insanlara, "İnançlarınızda özgürsünüz yeter ki bize verginizi
verin ve inançlarımıza karışmayın" diyor, ve bir yandan da Azınlık
insanlara yönelik kurulan derneklere teşvik ve destek veriyordu. Yıl 1955
tarihte acıklı bir sayfa olarak arşivlerde saklanıyor. Bu arşivleri tozlu
raflardan indirip, okuyucularımıza ve kamuoyuna bu utanç verici olayları bir
kez daha gözler önüne serip, son zamanlarda hükümetin bazı olaylara taviz
vermesinin ileride nelere malolacağını, ve böyle olayların bir kez daha
yaşanmamasını arzu ediyoruz.
İnançlardaki
özgürlük İslamın getirdiği bir şey değil, Türklerde olan bir kavram; Biz farklı
dillerden insanlarla bir arada yaşamayı öğrenmiş ve hazmetmiş bir toplumuz.
Bütün bunlara rağmen ülkemizde bulunan şeriatçı kesim Türklerin yaşamını Arap
ülkelerine benzetme yolunda, ilk adımlarını Eylül 1955'te atmak istediler.
Fakat hedeflerine tam olarak ulaşamadılar. Yalnızca tarihimize kara bir sayfa
açtılar. 6-7 Eylül 1955 tarihi, Türkiye için özellikle iki bakımdan önem
taşıyor. Birincisi; kontragerillanın tertiplediği ilk kitlesel eylemdi.
İkincisi; Anadolu'nun önemli bir parçası olan Rumlar, olaylardan sonra bir daha
gelmemek üzere, Türkiye'yi terkettiler. İşte bu sayfaları o günkü
gazetelerden birlikte inceleyelim.
RUMLAR BİRŞEYLER OLACAĞINI
BİLİYORDU
30
Ağustos 1955 tarihli Hürriyet'in 1.sayfasında yer alan "Rum
Vatandaşlarının yersiz ve boş telaşları" başlıklı haberde, "Rumlardan
bazılarının bir takım yersiz telaşlara kapılarak, dükkanlarını erken saatlerde
kapattıkları görülmüştür. Polis bu yersiz korkuyu gidermek için bazı tedbirler
almış, karakollardan bir kısımda polisler merkez emrine vermiş ve izinleri
kaldırmıştır" deniliyor.
Oysa
basında Rumlar aleyhine o kadar çok kışkırtıcı yayınlar yapılıyordu ki,
Rumların "endişelenmemeleri" mümkün değildi. Rumlara gizliden gizliye
başlatılan baskı kampanyasına bazı gazetelerin de katıldığı gözleniyodu.
Nihayet bir gün yani olaylardan bir gün önce, bir yüzbaşı, Şişli Belediye
otobüsünde Rumca konuşan iki kişiyi dövmesi olayların, orduda bile Rumlar-ın
hedef olduğu imajı bıraktı. Bütün gazetelerde
Rum-lara karşı her an bir "Patlama" meydana gelebileceğini
haber veriyordu. Fakat önlemler alınmı-yordu. Kışkırtıcı propaganda da baş
araç basın oldu.
KIBRIS TÜRKTÜR CEMİYETİ'NİN MARİFETLERİ
Bu
arada "Kıbrıs Türktür Cemiyeti" var gücüyle ırkcılığı
yaygınlaştırmaya çalışıyordu. Bu cemiyette bir çok gazeteci vardı. Derneğin
başkanı bile gazeteci Hikmet Bil idi. Türkiye'de ilk kez Hürriyet gazetesinde
Kıbrıs olayını ortaya atan ve giderek tırmanmadıran Sedat Simavi'nin yanında
çalışıyordu. Cemi-yetin üyelerinin büyük bir bölümü Demokrat Parti'dendi. Bu
dernek halkı Rumlara karşı kışkırtmada başarılı olmak için, çeşitli göste-riler
düzenliyordu. Hatta yurtdışında bile gösteriler yapıyor, bu gösterilerin
basında geniş yer alınması sağla-nıyordu.
Bu durum Hükümetin çok hoşuna gidiyordu. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, cemiyet'in baş-kanı
Hikmet Bil'i otomobiline alıp sohbet edecek kadar ilgi gösteriyor. Onunla
açılışlara katıldı, derneğe bağışta bulundu.
6 Eylül 1955 tarihli
Hürriyet'in "Menderes Kıbrıs Türktür Cemiyeti çalışanları hakkında izahat
aldı" başlıklı haberinde şu bilgiler yer alıyor: "Londra
Konferansının devam ettiği günlerde Londra'da 5 bin Türk'ün katıldığı mitingin
Kıbrıs Türktür Cemiyeti tarafından düzenlenmiş olması, Türkiye'de bu
cemiyete karşı olan ilgiyi bir misli daha kuvvetlendirmiştir. Son bir
kaç gün içinde yurdun muhtelif şehirlerinde açılan şube sayısı birden bire
artmış ve dün 14 şubenin daha açılış müsadesi alınarak bir rekor kırılmıştır.
Londra Konferansının başladığı günden bu yana Türkiye'de açılan Kıbrıs Türktür
Cemiyeti şubeleri 45'e ve cemiyetin toplam şube sayısı ise 135'e
yükselmiştir. Başvekil (Başbakan) Adnan Menderes dün açılışı yapılan adliye
sarayından ayrılırken, Kıbrıs Türktür Cemiyeti Genel başkanı Hik-met Bil'i
otomobile alarak, bir müddet kendisinden cemiyetin çalışmaları
hakkında izahat almıştır.
Bu
Cemiyet'in bu kadar örgütlenmesi peşpeşe
şube açması boşuna değildi. 6 Eylül günü Türkiye Radyoları'nın öğle
haberlerinde ve MİT mensubu, DP yanlısı Mithat Perin'in çıkardığı
"Ekspres" gazetesinde, Selanik'te Atatürk'ün evinin bombalandığı
haberin veril-mesi bardağı taşıran damla oldu. Aynı akşam Taksim'de Kıbrıs
Türktür Cemiyeti tarafından düzenlenen mitingten sonra olaylar başladı. Oysa ev
bombalanmamıştı. Evin bahçesine bir bomba konulmuş ve evin sadece camları kırıl-mıştı.
Üstelik bunu yapan da Rumlar değil Oktay Engin adlı bir Türktü. Engin Yuna-nistan'dan
Türkiye'ye kaçtı. Atatürk'ün doğ-duğu evi bombalayanlardan biri olan, eski
Nevşehir valisi, bugünkü Ankara merkez Valilerinden Oktay Engin, Selanik
Bidayet Mahkemesi tarafından gıyabında 3
yıl 6 ay hapis cezası verdi ve iadesini istedi. Fakat, Türkiye onu iade etmedi.
ve Engin'i Nevşehir Valisi yaparak ödüllendirdi. Yunanistan Engin'i iadesinde
diretirken, Türkiye'deki gazeteler olayı saptırmaya çalışıyordu.
7
Eylül tarihli Milliyet'in manşetinde şu sözler yer alıyordu.
"Atatürk'ün
Selanik'teki müdafaasız ve boş evine saldırmak için, o evde daha boş bir
kafaya, daha boş bir yüreğe sahip olmak lazım. Mahalle piçleri de o evi
taşlayabilirlerdi.Polikar yaların (Rumların) kahramanlıktan anladıkları,
bu ise sonları yaklaşmış demektir."
Radyo
ve Gazetelerin Rumları suçlamasının hardından zaten hazır bekleyen Kıbrıs
Türktür Cemiyeti hemen bir çağrı yaparak insanları Taksim meydanına topladı.
Olayın
sonrasını 7 Eylül 1955 tarihli Hürriyet'in ikinci baskısından okuyalım:
"...Girttikçe
büyüyen topluluk gittikçe coşmuştu... Asmalımescit'ten Tünel'e kadar çıkıldı.
Rum vatandaşlara ait bütün dükkanların kepenk ve vitrinleri kırılmaya başlandı.
Mayer, Lion, Frangulit, Elisi gibi büyük mahazalar bir anda yerle bir edildi..
Beyazıt bir ana baba günü yaşıyor ve
Tahtakale'den Sultanhamam'a kadar
sıralanan dükkanların kepenkleri demirlerle parçalanarak harap ediliyordu.
Yerlerde boydan boya dükkanlardan çıkarılan kumaşlar ve eşyalar sürülüyordu.
Halk burada da nümayış yapıyor ve gelen gençlere dükkanlardan çıkardığı
eşyaları veriyordu. Diğer taraftan bir grup, Şişhane, Galata köprüsü yolu ile
Karaköy ve Sirkeci istikametinde ilerliyor; ve bayrak asmamış mağazalar bir an
içinde yerle bir ediliyordu. Şehrin diğer semtleri gibi Kurtu-luş'da
karmakarışıktı. Bu semtte dükkanların kepenk ve cam çerceveleri indiriliyor, Rum
evleri taşa tutuluyordu. Bir ara Kurtuluş'taki Ortodoks kilisesine doğru hucum
başladı. Burda 10 kadar polis vardı. Komiser muavini tabancasını çekti:
"Kiliseye gelmeyin vururum" dedi, kalabalık polisi ve jandarmayı da
önleyip kiliseye daldı. Bir kaç genç kilisenin çan kulesine çıktı, çanları aşağıya
indirdiler. Bu müddet içinde Dolapdere, Feriköy semtlerinde Rum evlerinin bir
çok cam ve çerçevesi kırıldı. Yine aynı saatlerde Cihangir, Tarlabaşı, ve Yenişehir
de Rumlara ait evler taşlanıyor, mallar sokaklara dağıtılıyor ve
parcalanıyordu. Genel Müdürü İzmir Valisi ve Emniyet Müdürüde değiştiriliyordu.
Adnan
Menderes: "Haberimiz Vardı"
12
Eylül 1955'te TBMM'de Sıkıyönetim
onaylanması görüşmeleri yapılırken, Başbakan Menderes konuşmasının bir
yerinde şöyle diyordu: "...Hadise başladığında, tamamiyle nezih bir talebe
ve gençlik topluluğu şeklinde cereyan etti. Haberimiz yok mu idi? Vardı. Neden
önlemediniz diyeceksiniz. Önlemek için kafi kuvvetimiz de mevcuttu..."
Menderes bunları söylerken olaylarda kendisininde an azından "ihmali"
olduğunu itiraf ediyordu. Ancak, bir kaç yıl sonra onun yardımcısı ağır
suçlamalarda bulunacağından haberi yoktu.
Başbakan Yardımcısı Fuat Köprülü:"Baş
Tertipçi Menderes'tir!"
6-7
Eylül olaylarında Başbakan yardımcılığı görevinde bulunan Fuat Köprülü 1960'da
olaylarla ilgili bazı açıklamalar yaptı.
5 Haziran 1960 tarihli Yeni Sabah Gazetesinde yer alan haber aynen şöyle.:
" 6-7 Eylül gecesi Ankara treniyle İstanbul'a gelmiştik, bizi bir takım
çapulcular karşıladı. Bayar'la ben onların dağılması için bizzat müdahalede
bulunduk. Hatta ben bastonumla 40-50 kişiyi kovaladım. O kadar korkak adamların
nasıl bu şekilde tahtibat yapabileceklerini aklım ermiyordu. Vali olaylardan
önceden haberli oldu-ğundan bir dizi önlem almış, ve ordu birlik-lerini ikaz
etmesi beni hayrete düşürdü. Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) ne itham etmeye
başladım, istifa etmesini istedim. O kadar ileri gitmişti ki, sonradan
Menderes'in söylediğine göre, Namık Gedik çok kızmış ve beni vurmak istemiş.
Bundan sonra, meselenin tahkik edilmesini, mesullerin bir an evvel meydana
çıkarılmasını istedikçe, Menderes'in işi kapatmaya çalıştığını gördüm.
Kabineden istifa ettirdiğim Bakan Namık gedik önce grup başkanlığına, sonra
yine eski görevine getiril-mesi olayı gözümü açtı ve şu kanaate vardım ki, bu
müessif hadisenin baş tertipçisi Mende-res'ti. Kıbrıs'ı fethetmek için bu
şekilde bir yol takip etmeyi doğru bul-muştur. Selanik'teki evin bombalanması
olayıda bir tertip işiydi. Men-deres bu olayı yakından biliyordu. Kendisine bu
akılı yine Kıbrıs fatih-lerinden (!) Zorlu vermiştir..." (Dışişleri Bakanı,
Fatih Rüştü Zorlu-dan söz ediyor.
OLAĞANÜSTÜ HAL
Sabah
saat 02'den sonra civar birliklerden gelen tanklar şehrin mühim kavsaklarında
mevzilendirildi. Tam techizatlı bu ağır tanklar ve diğer askeri kuvvet-lere
örfi idare komutan-lığının emrine riayet etmiyenleri "Vur Emri"
verildi. Sabaha kadar sokağa çıkma yasağı verildi. Bütün İstanbul sokakları
tahrip edilen dükkanlardan çıkarılan mallarla dolu idi. Şehrin muhtelif
semtlerinde yanmakta olan 29 kilise ayazma ile bazı mahallelerden yükselen
alevlerle gök ve yer kırmızı renge bürünmüştü. Can-kurtaran sesleri hala
duyuluyordu. 60 tonluk ağır tanklar homurdana homurdana şehri dolaşırken sıhhi
imdat otomobilleri bir yandan yaralı taşımakta devam ediyordu. Gayriresmi
olarak 50 kişinin ağır yaralı, 500'ünün hafif yaralı oldukları bildiriliyordu.
İZMİR'DEKİ OLAYLAR
14
ev, 6 dükkan, bir pavyon, bir konsoloshane, bir katolik kilisesi, üç otomobil
ve İngiliz kültür heyeti binası yakılmış ve tahrip edilmiştir. Olayların hemen
ardından Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin bütün şübeleri kapatılıyor ve genel
başkanı Hikmet Bil dahil bütün yetkilileri (97 kişi) gözaltına alınarak, Harbiye'deki
askeri hapishanesine sevkedi-liyorlar. 10 Eylül 1955 tarih'li Hürriyet'te son
olaylar nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan 3 generalin görevden alındığını
bildiriyordu: "Dün gece Milli Müdafa Vekili Korgeneral Vedat Geran,
İstanbul Kumandan Korgeneral Fazıl Bilge ve İstanbul Garnizon Kumandanı, Tuğgeneral
Nedim Erensoy'a haklarında yapılan tahkikat münasebetiyle işten el
çektirilmiştir.
11
Eylül tarih'li Hürriyet'te, "Dahiliye vekili (İçişleri Bakanı) Dr. Namık
Gedik istifa etti" manşeti vardı.
PATRİĞİ ZİYARET
16
Eylül tarihli gazetelerdeki mansette Başvekil Adnan Menderes'in Müştesarı Ahmet
Salis Korur dün Patrik Athinagoros'ı ziyaret ederek pek müessif 6 Eylül
hadiselerinden dolayı hükümet adına Başvekil Adnan Menderes'in samimi
teesüflerini bildirmiştir.
Acaba
Adnan Menderes "Samimi teesüflerini" bildirirken ne kadar samimi
idi? Çünkü Harp Dairesi eski başkanlarından, MGK genel sekreterliğinden
emekli orge-neral Sabri Yirmibeşoğlu, uzun yıllar sonra şöy-le diyecekti:
"6-7 Eylül olayları da Özel harp Dairesi'nin işiy-di ve muhteşem bir örgütlen-meydi.
Amacına da ulaştı."
Bütün
bu olaylarda Emniyet güçlerinin seyirci kaldığı, hatta yer yer katıldığı gözlen-miştir.
İki gün
süren olayların bilançosu şöyleydi: 3 ölü, 30 yaralı, 73 kilise, 1 sinagog, 8
ayazma, 2 manastır ve 3538'i Rumlara ait olmak üzere 3584 gayrimenkulun
tahribi ve yağmalanması Kapsam Araştırma
|